Kahve koydum hayatım kadar boş fincanıma ...

Sessizliğin Tam Ortasındayım

Karbon kâğıdıyla kopyalanmış sanki günler. Dünden hiçbir farkı yok. Karbon kâğıdını bilen bilir. Siyah ve mavi renkleri vardır. En üstte kopyalanmasını istediğiniz resmi koyarsınız sonra karbon kâğıdını en alta da boş kâğıdı koyarsın. Sonra kaydırmadan çizgilerin üzerinden geçerek deseni boş kâğıda geçirirsin ya hani, işte günlerde öyle kopyalanmış sanki. Gülüşler her defasında biraz daha silikleşmiş. Robot resim gibi ifadesiz suretler dolaşmakta.

Dünden farklı olmayan ve hayattan daha çok sevdiğiniz şeyden yani uykudan fedakârlık yapıp uyanmak ne kadar anlamlı?  Güneş bile tam anlamıyla gözlerini açıp şu manasız güne şöyle bir bakmamışken insanoğlunun gözlerini boş bir karanlığa açar gibi açması... Kahve koydum hayatım kadar boş fincanıma; ama aslında kahveyi güneşin yerine koymalı. Güneşten önce uyandırıyor. Ya da güneşe kahve içirmeli. Ya da bulutlara vermeli. Yağmalı bütün ülkeye. Herkes uyanmalı. Günler artık bir anlam kazanmalı. Uyanmanın bir anlamı olmalı.

Arabayı almıyorum bugün. Yürümeyi tercih ediyorum. Büyük bir yürüyüşün öcüsü gibiyim. Birken beş, beşken on, onken milyonlar olacağız sanki. Öyle kararlı, öyle başı dik yürüyorum. Pes etmemeli insan çiçekli yollarda yürümüyoruz hiçbirimiz. Kimi zaman dikenli, kimi zaman taşlıklı... Ama değil çiçek bir ot bile bitmiyor yollarda. 

Şu an vardığım yer sessizliğin tam ortası. Güneş yavaş yavaş gözlerini ovuşturarak açıyor. Sessizlik birazdan rüzgârla birlikte uçup gidecek. Onun yerine insan, araba... Sesleri bütün gürültüsüyle günün başladığının habercisi olacak. Oysa ben severim sessizliği. Ama bazen de sevmem. Korkutucu gelir. Ölümü fısıldar sanki. Bu aralar sessizlik hiç iyi değil. Hiç değil. Çünkü ölümü fısıldıyor her yerden. Şehrin gürültüsü bastırıyor bu fısıltıyı. Ya da bastırdığını sanıyor. Fısıltılar arttıkça gürültü de artıyor. Bitmeyen bir savaşın içindeler. Çok kayıp var. İki tarafta da. İkisinin tam ortasında duruyorum. Ya gürültüye kapılıp gideceğim ya da fısıltıya katılıp bir fısıldayan da ben olacağım. Ölüme mi fısıldayacağım yoksa ölüme karşı mı fısıldayacağım, bilinmez. 

Tek bildiğim bir direnişin simgesi gibi durduğum. Tarafsız olmayı seçiyorum. İkiye ayrılmış sessizlik. O bile taraflı. Bir tarafı sessizliği seviyor. Onu kovalıyor hayatı boyunca. Diğer tarafta sessizliği sevmiyor. Hatta nefret ediyor. Haykırıyor “Susma, sessiz kalma. Sesimizi duyur bütün dünyaya” diyor. Ben sessizliği seviyorum. Ama kovalamıyorum da. Sessizlik hem huzur verici; ama bir o kadar da karanlık bir orman gibi korkutucu. Ben tam ortasındayım; ama ortada olmak bile taraflı ve aslında hiçbir şey tam ortasında değil, ben bile.

Selin Sabcıoğlu


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!