İnanmışlık değildi bizi yıkan, inanmaya muhtaç edindiklerimizdi ve kendimizi acizliğin ateşine atmamızdı bir çırpıda...

Son Demdeki İtiraflar

Bizi sevmeyenler için hep sevenleri üzdük. Oysa sevecek bir yüreği kaybetmenin dayanılmaz büyüklüğünü anlasaydık ne çok kazancımız olacaktı. Pişman olmasını bile beceremedik, hep kibir hep bencillik hep tek taraflı eylemlere mahpus kıldık nefsimizi. Evet, yenildik;  kazandıklarımız ezildi kaybettiklerimizin ağırlığı altında. Bir gün dahi tebessüm edemedik hayallerimizin imkânsızlığına. İnanmışlık değildi bizi yıkan, inanmaya muhtaç edindiklerimizdi ve kendimizi acizliğin ateşine atmamızdı bir çırpıda. Yorulmak bilmedik yanlış yollara sapmaktan, o yollar yüreğimizi aşındırdı durdu. Kan ağlarken gözlerimiz, ellerimiz ulaşamayacağı ellerin âşığıydı. Aşınan yürekte yanan ateşlerin feryadını duyacak kadar cesur değildi, kulaklarımız. Aklımızı başımıza alamadık ki asıl suçlu o değil miydi? Niye komutayı veriyordu, gönle hiç düşünmeden! Şikâyet de etmek olmazdı yürekte onca ateş varken ruhun üşümelerinden. Macera peşinde koşmak değildi niyetimiz. Akıbetimizi görünce bile kaçmayışımız delilik miydi, yoksa acıya hasret miydik o kadar? Uçurumun kenarına varıncaya dek açmadık gözlerimizi. Evet, açmadık; açamadık değil.  Seyirtti garip duygular gönülden ruha, aklın devreye girmeye niyeti yoktu daha. Yana yana tükenmek bilmiyorduk, deselerdi güler geçerdik bunca güçlü çıkacağımıza.

Kuvvetimiz bizi yok etmeye meyilli imiş nereden bilecektik. Adını koyamadık ilk başta sonra isimler taktık ona; ama “son” anlamını içerdiğini çok geç idrak ettik. Ha bir de her gözyaşıyla o yangına su serpmek lazımken bir damlayla okyanuslar kadar benzin ekledik. Amaçsızca beklemelere dayadık sırtımızı, ah ettikçe o nefesler fırtına oldu savurdu bizi sonsuz ikilemlere. Kaskatı kesildi umutlarımız yeni bir ufka dönünce anlaşılan alışkın değildik yabancı iklimlere. Su alıyorken gemimiz biz geleceğimizi delik deşik edenlere methiyeler düzüyorduk. Vefasızlığın karanlık denizlerinde yüzüyorduk, boğulmak işten değildi kurtulmak gayesi o kadar soğuk ve uzaktı ki anlatmak ne mümkün. Neydi ki mümkün olan bunca bitişler içinde, kalmıştık ölümle yaşamın o incecik geçidinde. Yükümüz de kâinat kadar ağırdı, mutluluk ağacımız kuytulara mahkûm idi nasıl verirdi sürgün. Güneş yerine koyduğumuz kapkara etti gündüzümüzü, küskün kıldı yüzümüzü aynalara. İnanmazdık daha önce bu illetle yananlara, ne kadar da aç imişiz bir efsunlu bakışlının yaldızlı yalanlarına. Karşılıksız aşk dediler kestirip attılar olanca hislerimizi, oysa biz teslim etmiştik tereddüt etmeden yüreğimizi. Kaybolduk artık bu besbelli, kendimizi aramakla harcayacağız kalan nefeslerimizi.

Ahmet Demir


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!