Acısını bloglara üfleyen bir şifacıyım ben. İmzasında en çok sevdiğinin baş harfini karalayıp, gizli özne misali herkese sunan. Kimse bilmiyor, imzamdan başka.
127
okunma

Google'a Sor

Kendini cetvelle kovalayan bir öğretmen gibiyim son zamanlarda. Yakalasam kendimi, cetvelle avuçlarımda taş kalpli izler bırakarak cezalandıracağım. Bir türlü yakalayamıyorum, cetvel elimde eskiyor; ben kendime ulaşamıyorum. Bir elim diğerinden farklı, bir kulağım diğer kulağımdan vurdumduymaz kalıyor hadiselerime. Geçmişi çimdikliyorum böyle anlarda, “Alo, orada mısın?” diyerek taciz ediyorum. Eski şarkıları açıp dinliyorum, sene bilmem kaç dönemlerimin sözde mutluluğu kürsüye geçiyor. Halbuki o günlerde de mutsuz hissediyordu ruhumun ayarsız hâli. Kronik mutsuzluğumun dip boyasını geciktirmiyorum da mutluluğa bir sakız bile ısmarlamadım ömrü hayatımda. Sosyal medya hesaplarımı bir anlık kızgınlıkla donduruyorum, sanki hayattaki ben’i dondurmuş ve sarılmışım gibi hissettiriyor bu, kısa bir süre için. Sonra tekrar dönüyorum, “Nerelerdeydin sen?” diyecekmiş gibi birileri. Kimse demiyor. Kimse gittiğimi bile fark etmiyor ki, dönüşüme mutluluklar yağsın. Onu aratıyorum, Google bile sitem ediyor sonunda bana. “Ne yaptığını ne ettiğini, sensiz mutlu olduğunu sana göstersem ne yapacaksın? Arama motorluğumdan soğuttun artık beni, bırak onun peşini” diyor Google bana. “Seviyorum” diyor kalbim. Bugünü sevemediğim her salise onu seviyorum, dünü hatırlamadığım hafıza krizlerimde uzak geçmişimin onunla can buluşunu hatırlıyorum, “Onu seviyorum” diyor kalbim. “O senden sonra seni bırak bende aratmayı, kalbinde bir saniye bile olsun aratmadı” diyor bana Google. Onunla da kavga ediyoruz, gerçekleri bu kadar net söylediği için. Söylediğim detone şarkıların ayaklarına basıyorum, detonelikleri benden bilinmesin ayaklarına bastığım için onların çığlıklarından sayılsın istiyorum. Hep yanlış yapıyorum, hep ama hep. Parşömen kağıtlara hasretimi çizdiriyorum kaleme, ben çizmiyorum, çizemem de zaten. Kalem kendiliğinden hareket ediyor, her şey kendiliğinden ve kendi insafsızlığından kaynaklı.

Acısını bloglara üfleyen bir şifacıyım ben. İmzasında en çok sevdiğinin baş harfini karalayıp, gizli özne misali herkese sunan. Kimse bilmiyor, imzamdan başka. Tüm kızgınlığım, tüm ısırdığım yanlış zamanlar bir tek bana ceza.

Sesimi duyuyor musun Alo? Gizli numarayla bile karşına çıkamayan o gizli yanınım senin, aynada gözlerinde bir türlü görmediğin. Bir kalbine bir kurşunu sıkarken, yanlışlıkla kendi kalbime isabet ettirdiğim... Seni çok özledim.

Seni, gözümden akmasına izin vermediğim ve görüşümü bulanıklaştıran gözyaşlarımın seni özlediğinden daha çok özledim. Ulaştırsın bunu birileri sana, harf girizgahlarında kanamamın olduğu suçlu satırlarımın müebbetiyle volta atıyorum söz hizana, “nefret” olarak geçiriyorsun beni;” nefret diye aratsın beni Google, “ diyorum ben de Google’a; “beni ona çıkar. Ziyaretime gelsin, gözlerine bakar aftan yararlanırım gözlerine bakmaktan.” Yine döndü dolaştı kendimden sana ulaştı satırlarım, senden nefret edecektim döndüm dolaştım yine kendimden nefret ettim ve bir de seni sonsuz defa yine çok özledim.

Dilara AKSOY

Google'a Sor

Google'a Sor

interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!