Bugün, kuşlar yerlerini terk ederek, yerlerini bir günlüğüne onlara emanet etmişlerdi. Bugün uçurtmalar da uçmuyordu dünyanın hiçbir yerinde. Bugün, gökyüzü sade ve sadece yitirdiğimiz annelerimizindi.
395
okunma

Kanatsız Melekler

       Gökyüzü nazeninve banktaki bedenim fıstık yeşili gözlerimin gökyüzüne göz süzüşüne ayakuydurur gibi bir tempoda kendini ayarlıyor.

“Baba, neden geldik buraya?”

“Birazdan anlayacaksın kızım, buraya neden geldiğimizi.”

Kızım, o minicik elleriyle ayaklarının yere değmediği banktaayaklarını sallayıp meraklı gözleriyle bana bakıyor.

“Bak, görüyor musun? Bankta kazınmış iki harf var.”

Kızıma kalp içinde olan D ile M harflerini gösteriyorum.

Beş yaşındaki kızım Selin, çocuk heyecanıyla kalbin içindekio iki harfe dokunuyor.

“M senin adının baş harfi değil mi baba?”

“Evet kızım, benim adımın baş harfi” diyerek kızımın başınıokşuyorum.

Tekrar gözlerime merakla bakarak bir kez daha soruyor.

“Neden buraya geldik baba?”

 

O sırada gökyüzünde müthiş bir kalabalık ve kuşlarınhürriyetinde kanat çırpan siluetler görüyoruz uzakları yakın etmeye yeltenenmasmavilikte.

“Bak!” diyerek gökyüzüne iyice bakmasını istiyorum ondan.

Bakıyor…

“Aaa kuşlar! Ne kadar da çoklar baba! Kuşlar ne kadar daçoklar böyle! Beni bunun için mi getirdin?”

Dudaklarım titreyerek ve gözümden süzülen o bir damla yaşısilip ona belli etmeyerek “Onlar kuş değil kızım” diyorum.

Uçurtma şenliği gibi her yan, kaldırımdan geçip gözyaşlarınısilen kadıncağız da gökyüzüne bakarak el sallıyor gökyüzüne.

Kızım Selin ise gittikçe kalabalıklaşan Kadıköy sahilininneden böyle ana baba günü olmaya başladığını meraklı bakışlarla süzerek biryeryüzündeki insanlara, bir de gökyüzündeki kanat çırpan ve uzakları yakınetmeye çalışan siluetlere bakıyor.

“Uçurtma mı bunlar baba? Biz de uçursak ya”

Ayakkabı boyacısı genç, ayakkabısını boyadığı beyefendininişini bitirir bitirmez Melodikasını eline alarak tınılarında hüznün barındığıve daha önce hiçbirimizin duymadığı o kırık notalı şarkıyı çalıyor.

Gökyüzüne bakıyor, ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor…

Biz büyükler biliyoruz neyin neden yaşandığını fakatminiklerimiz henüz bilmiyor. Onlar da öğrenecekler bizim öğrendiğimiz gibi,onlar da öğrenecekler gökyüzünün bize neden bu denli bir mesaj verdiğini.

Göğünü yüzünde aramayı unutan her yetişkin, kanatlarınıçırpan ve gerçek olan tek yanının ne olduğunu bilir; eğer onu bir dekaybetmişse.

Bisiklet süren minik erkek çocuğu kızımın yanına geliyor.

“Aaa bunlar çok güzel değiller mi baksana! Haydi koşalım”diyerek kızımın elinden tutup onu rıhtıma iyice yanaştırmak istiyor.

Çocuğun babası gelerek “Dur oğlum, dur!” diyerek dolangözleriyle bana bakıyor.

O da kaybedenlerden demek. O da kanadını gökyüzüne emanetedenlerden.

“Buyurun oturun” diyerek bankta onlara yer açmayaçalışıyoruz.

Teşekkür ederek yanımıza oturuyorlar.

“Kaç sene oldu sizin?” diyerek sorduğumda o sırada yanımızabeyefendinin eşi de geliyor.

“Aaa demek…”

“Merhaba” diyerek gülümsediğinde genç kadın, önce kızımabakıyorum. Kızım başını önüne eğiyor.

“Merhaba küçük hanım” deyip kızıma bakıyor genç kadın. “Adınne senin?”

“Selin”

Selin’in başı hâlâ önünde.

“Gidelim mi baba artık?”

Gökyüzündeki hürriyete bir kez daha takılıyor aklım.

Ama o nerede?

“Dur kızım, şimdi çok mutlu olacaksın, azıcık daha sabret…”

Yetişkinler uçurtmalarını arıyor gibi gökyüzüne bakmayadevam ediyorlar.

Yaklaşıyor…

“Aaa! Baba! Baba!”

İşte gördük onu sonunda.

Deniz… Eşim, karım…

Kanadından yaşadığı sürece ömrümüze taç, anneliğinden dehuzur yaratan kadın…

“Evet, kızım. Bugün anneler günü. Bugün, gökyüzüne süzülmüşher kanatsız melek uçarak biz evlatlarına ve sevdiklerine kendilerinihatırlatırlar. Onları kanatlarıyla göremediğimiz yeryüzünde, gökyüzündekikanatlarıyla görürüz. Bak! Anneannen de orada, anam; ruhuma bereket sunancefakar anam…”

Gözyaşlarımı silerek onları selamlıyorum.

Yanımızdaki beyefendinin eşinin öldüğünü zannetmiştim. Onuneşi hayattaymış, o annesi ile kayınvalidesini selamlamaya gelmiş bugün, buraya…

Gittikçe kalabalıklaşan adeta bu mahşer yerinde kanatlarıylave o tertemiz yüzleriyle bize yaklaşıyorlar annelerimiz.

Liseden yeni mezun olan genç kız, gökyüzüne doğru bağırıyor.

“Annem! Bak annem! Diplomamı aldım, diplomamı aldım annem…”

Bugün, kuşlar yerlerini terk ederek, yerlerini bir günlüğüneonlara emanet etmişlerdi. Bugün uçurtmalar da uçmuyordu dünyanın hiçbiryerinde. Bugün, gökyüzü sade ve sadece yitirdiğimiz annelerimizindi.

Kızım Selin ne vakit bir arkadaşının annesini görse burukhissederdi.

“Anne! Gel yanıma” diyerek ağlamaya başladı.

Göğsüme yasladım başını.

“Meleklerin yolu buraya kadardır kızım. Onlar gökyüzününsınırını geçemezler bak annen görüyor bizi, senin an be an gün be günbüyüyüşünü seyrediyor. Sakın ağlama, üzülür yoksa.”

Kızım ayağa kalkarak gökyüzüne doğru zıplamaya başladı.

“Öyleyse ben giderim yanına, anne beni de al yanına”

“Hayır, sakın böyle söyleme yavrum. Sakın… Sen de inşallahbir gün annen gibi yeryüzünde yaşayan bir melek olacaksın önce. Sen de annengibi, anneannen, babaannen gibi bir anne olacaksın. Yeryüzünde bir çocuğaemanet edilen melek olmayı istemez misin hiç?”

“İsterim ama, annemi de isterim. Seni çok özledim anne…”

Eşimi kaybedeli iki sene olmuştu. Selin, annesinin yokluğunaalışamayan her çocuk gibi şefkati bende aramıştı. Anne değildim, ben birbabaydım.

Baba… Babam…

Babalar da bir yuvanın ekmek kısmından girerlerdi içeri.

Babalar da odunu ateşle harlar gibi her zorlukta dik durmayıvazifeleri bilirlerdi. Bizim kanadımız yoktu, biz bir yuvanın ekmek kısmındapişirirdik kederlerimizi; evlatlarımıza hiç belli etmezdik.

Ben de pişiyor ama kızıma iki yıldan beri belli etmemeyeçalışıyordum.

“Bak! Kızım, annen sana gülümsüyor”

“Anne, annem…” Selin annesine zıplayarak el sallıyor, onaelleriyle kalp işareti yapıyordu.

Bugün, annelerimizin yeryüzü ile gökyüzündeki melekçırpınışlarının adalete teslim tarihi.

Yeryüzünde olanların kıymet bilinmez yanlarında gökyüzüneteslim ettiklerimizin pişmanlığını tütün yapıp sarıyoruz.

Yanımızdayken hangi birimiz onları kırmadık, hangi birimizonlara kötü söz söylemedik ki?

Şimdi, gökyüzü teslim alım ve bir daha asla yeryüzünegönderi yapmayan bir melek şöleninde bize katı katı gülümsüyor.

Annem hiç değişmemişti, yirmi yıl önce onu kaybettiğimgibiydi yüzü adeta.

En sevdiğim mercimek çorbasını ısıttığı ve bana “Afiyetolsun oğlum” diyerek gülümsediği o gün gibiydi.

30’lu yaşlarda olan genç, nişanlısının elinden tutarak “Annebak! Nişanlandım ben. Sana gelinini göstermeye geldim, günün kutlu olsun”diyordu.

Bir diğer adam, elini açmış gökyüzüne bakarak annesine duaediyordu.

“Annem gidiyor baba, annem dönüyor” dedi Selin.

“Evet kızım, dönüyor ama seneye bugün ve her gün yinebizimle; bizim kalbimizde olacak.”

“Seni seviyorum anne! Büyüyünce ben de senin gibi melek biranne olacağım”

Titreyen dudaklarımla “Haydi kızım, eve gitme vaktimiz geldi”dedim.

“Hoşça kal anneanne!”

Kanatlı meleklerimiz yakınlaştıkça uzaklaşan siluetleredönüştüler, hepsi sırası geldikçe yok oldu.

Arkama baktım, son bir defa;

“Bugün mercimek çorbası içtim anne, Deniz ile senin yaptığıngibi olmadı ama komşu verdi, sağ olsun işte…” dedim.

El salladım, gözyaşlarının nemli duasında “Hakkım helâloğlum” dedi gözleriyle…

Dilara AKSOY

Kanatsız Melekler

Kanatsız Melekler

interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)