İri kıyım ıstakasını gösterip taşları masaya döktü.

Karanlık bir oda… Pencereden süzülen ay ışığı yatak üzerine vuruyordu. İki siluet… Kadın sesi “Furkan oğlum yak artık şu el fenerini.” Çocuk kıkır kıkır. El feneri ışığıyla çene altından aydınlanan çocuk yüzü… Kadın tehditkâr “Işığı düzgün tut yoksa masalsız uyursun.” Çocuk feneri kadının kucağındaki kitaba çevirdi. Başını kadının göğsüne yasladı. “Bir varmış bir yokmuş,” denirken esnedi. “Uçsuz bucaksız okyanusta korsan gemisi yüzüyormuş. “

*** 

Kıraathane… Bordo örtülü masalar… Tek tük çay içenler… Birkaç masada okey oynayanlar…  Yaşları birbirine yakın saç baş dağılmış, kirli sakallı beş kişi masada… Dağınık taşlar… Çevrilen ıstakalar… Diğerlerine göre daha iri kıyım olanı karşısındakine “Şiiişt! Furkan. Taşları toparla bakalım.” 

***

Kadın sayfayı çevirdi. Kocaman bir gemi… Çocuk parmaklarını parlak kağıtta gezdirirken “Tayfalar içleri altın dolu küpleri güvertenin altındaki depoya indiriyormuş. Kanca elli korsan dümen başında gözleri tayfaların üzerinde. Zayıf bir tayfanın sırtında ağzına kadar dolu bir küp… Ayağı takılınca sendelemiş. Bir altın sikke yere düşmüş. Yuvarlanmış yuvarlanmış…”

***

Furkan ıstakasına dalgın dalgın baka kalmıştı. Masa altından ayak bileğine gelen sert bir tekme… İri kıyım “Adamı kanser edersin. Neyin var senin!” Furkan’ın sağ tarafındaki gözlerini iri kıyıma çevirdi.  Kekeleyerek “Neyi olacak! Kaç saat geçti. Gezmediğimiz yer kalmadı. Etraf tenha, paylaştırsan artık. ”

***

Çocuk merakla sayfayı çevirdi. Ayaklarından zincirli yüzlerce mahkûm kürek çekerken resmedilmişti. Kadın ballandıra ballandıra “Yaşlı bir mahkûmun parmak uçlarında dönüp durmuş. Mahkûm parmağına çarpan metal parçayı hissedip aşağıya bakınca altın sikkeyi görmüş. Yüzünde kocaman bir gülümseme…” 

***

Kırmızı ışıkta yavaşlayıp duran arabalar… Polis arabası durmadan devam etti. Şoför koltuğundaki polis gözü yolda yandakine hitaben “Amirim, on dakika sürmez, kıraathanedeyiz.”   

***

İri kıyım bir yudum çay içti. Masadaki adamlara baktı. Gülen yüzler… Furkan’ın gözleri avucundaki kesedeydi, kendi sanki başka bir yerde… Furkan’ın solundaki ince alay dolu sesiyle “Dünyadan Furkan’a dünyadan Furkan’a,”

***

Kadın biraz uzun susunca çocuk dayanamamış “Anne okusanaaa!” Kadın fısıldayarak “Çabucak eğilip altın sikkeyi almış. Geminin kürek boşluklarından süzülüp gelen güneş ışığına çevredekilere hissettirmeden sikkeyi tutmuş. Gözleri yansımayla kamaşmış. Ama bir türlü seyretmekten kendini alamıyormuş. Kalbi hızlı hızlı çarpmış. Sikkenin her bir desenini kısa bir sürede aklına yazmış. Güverteden bağrışlar gelince korkup sikkeyi belindeki kuşağa sokmuş.

***

İri kıyım ıstakasını gösterip taşları masaya döktü. Devrilen ıstakalar… Savrulan taşlar… Şıkırtılar… “Beyler bir iş daha var.” Furkan ayağa kalktı. Keseyi masanın orta yerine fırlattı. “Ben yokum.” Sağ ve solundaki şaşırdılar. Furkan kahveden çıkarken peşinden gidecek oldular “Ne oldu Furkan,” “Açıl bize.”  İri kıyım oturttu. “.ktir olup gitsin.” 

***

Çevrilen sayfa… Güneşi örtmüş kara bulutlar… Güvertede sudan oluşmuş bir canavar… Dalgalanan gövdesinde yüzen türlü balıklar… Kadın korkunç bir tonla “Canavar kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle “Altınlarımı verin, geminizi kurtarın.” Kanca elli korsan dehşete düşmüş. “Getirin küpleri. Tayfalar canhıraş küpleri güverteye çıkarmışlar. Canavar sudan elleriyle küpleri tutup okyanusa boşaltmış. “Bir tane eksik!” deyip geminin altına kadar elini sokup delik açmış. Sular gövdeye doluyormuş. Korsan haykırmış “Alttaki herkes yukarı çıksııın!” Kürek mahkûmları güvertede toplanmış. Yaşlı mahkûm kaşla göz arasında altın sikkeyi,” deyip kadın durdu. Çocuk kadını sarstı “Offf anne offf!” Kadın kaldığı yerden “Yere fırlatıp yuvarlamış. 

***

Furkan kaldırımda yürürken arkasında ufalan kıraathane… Köşeyi döndü. Gözden kayboldu. Kıraathanenin yanında karanlığın içinde kırmızı mavi polis ışıkları belirdi. Büyüyerek yaklaştı. Araba dönüp kıraathanenin önünde durdu. Polisler hızla inip içeri daldı. 

    

***

Canavar son sikkeyi de alıp okyanusa fırlatmış. Herkes derin bir nefes almışken bir delik daha açmış. “İçinizden birinin kalbinde sikkem kalmış demiş” Yaşlı mahkûmun ağzı kurumuş, gözleri kocaman açılmış. Canavar elini yaşlı adamın göğsüne sokmuş. Tayfalar, mahkûmlar kaçışmış. Canavar kalbi söküp okyanusa dönmüş.”

***

Yaklaşıldıkça büyüyen oda kapısı… Kolu tutup bastıran bir el… Aralıktan sızan ışık yaşlı kadının yüzünü aydınlattı. Kadın gözlerini açıp başını hafifçe kaldırdı. “Furkan?” “Sikkeyi almadım.”


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!