Yusuf adında Urfalı genç bir şair 1600lü yılların 2. Yarısında İstanbul’a göç eder.

Devrinde fevkalade kabiliyetli ve hevesli olan Urfalı Yusuf İstanbul’da şiir meclislerinde takılmaya, şiirler söylemeye başlar. Köyden gelmiş olması, üstünün başının yırtık ve eski olmasından dolayı insanlardan pek itibar görmez. İstanbul’da kendisine hem civarı hem de şiir meclislerini tanıtması için bir arkadaş, rehber edinir. Bir gün Yusuf arkadaşına beni İstanbul’un en meşhur şairlerinin, büyük ustalarının bulunduğu şiir meclislerine götür, beni onlarla tanıştır diyerek bir istekte bulunur. 

Yusuf’un arkadaşı kendi kendine düşüncelere dalar. Ben Yusuf’u büyük şairlerin bulunduğu meclislere götüreyim ama Yusuf köyden gelmiş, oralarda iki lafı bir araya getiremez, usulü, erkanı bilmez. Oradaki şairlerin her biri birer ayaklı kütüphane, onlarla nasıl aşık atsın. Rezil olur diye düşünür. Yusuf’u kıramayan arkadaşı şiir meclisinin birisine katılmış ve durumu şairlere anlatmış. Mecliste bulunan şairler biz onun gönlünü alırız, incitmeden uğurlarız, durumu idare ederiz diyerek Yusuf’un arkadaşına durumu anlatmışlar. 

Yusuf’un arkadaşı  gidince usta şairler kendi aralarında bir plan yaparlar. Plana göre iki şair baş tarafa oturacak, üçüncü sıraya ise Yusuf’u oturtacaklar. İran’ın büyük şairi Hâfız-ı Şirazî’den divanında yer alan ilk gazeli olan hâ redifli gazeli okumaya karar verirler. Yusuf da sıra kendisine gelince bir şey söyleyemez, utanır biz de onun şairliğine bir şey söylememiş hem de onu kırmamış oluruz diye düşünürler.

Şiir meclisi toplandığı zaman Yusuf ile arkadaşı da meclise gelirler. Yusuf’un elbiseleri eski püskü fakat zihni parlak. Planladıkları üzere Yusuf’u 3. Sıraya oturturlar. Tanışma ve kısa bir sohbetten sonra ilk sırada yer alan şair şiiri okumaya başlar. Şiirin ilk mısraı Arapça, ikinci mısraı Farsça’dır. 

Elâ yâ eyyuhessâkî! Edir ke’sen ve nâvilhâ

Ki aşk âsân nemûd evvel velî üftâd müşkilhâ


Ey saki, şarap kadehini döndür, dolaştır, bana da ulaştır; Zira önceleri aşk kolay göründü, fakat zorluklar ortaya çıktı anlamında. Yani zahiren manasına bakınca Ey saki, aşk işini kolay zannettik ama öyle değilmiş, düştük bir belaya çıkamıyoruz; getir bari aşk şarabını içelim manasını çıkarabiliriz. 

Sıra ikinci şaire gelir. O da plan gereği aynı gazelden bir beyit daha okur. Beyit tamamen Farsça’dır.

Merâ der menzil-i cânân çi emn-i eyş çün her dem

Ceres feryâd mîdâred ki berbendîd mahmilhâ

 

Şiirde geçen “ceres” kelimesi eskiden kervanlarda en önde bulunan devenin boynuna asılan çanı ifade etmek için kullanılır. Ceres çöl yolculuğu sırasında kervanı kaybetmemek için yolculara rehberlik eder. Çıkardığı ses ile yolcular geri kalsa bile kervanı bulabilir. Kaybolmamak için o sesi takip etmek gerekli.  

Leyla ile Mecnun hikâyesinde bir kervan Leylâ’nın köyüne ulaşmak üzere yolda hareket ediyor. Mecnun da Leyla’yı görürüm umuduyla kervanı takip ediyor. Kervandakiler meczup diye yaklaşsa taşlıyorlar, dövüyorlar. Çok fazla uzaklaşsa, yalnız kalsa helâk olacak. Ama sesi kaybederse de hepten mahvolacak. Devamlı müteyakkız hâlde kervanı takip ediyor. Beyitte de şair sevgiliye giden yolun konaklarında nasıl istirahat edilebilir, nasıl zevk ü safaya dalınabilir? Ceres, yüklerinizi toplayın diye feryat edip durmaktadır. Benim de yolculuğumda refakat eden ceres kalbimin tik taklarıdır.

Sıra Yusuf’a gelmişti. Mecliste bulunanlara da kulpsuz fincanda kahve dağıtıldı. Mecliste bulunanlar Yusuf’un kulpsuz fincandan kahveyi içip içemeyeceklerini sınayacaklardı. Yusuf ilk iki beyti dinledi ve anladı. Söylenenlere Arapça ve Farsça cevap vermeyi düşündü fakat Türkçe söylemenin daha uygun ve etkili olduğu kanaatine vardı. Hâ redifiyle bir yandan kahvesini içerken bir yandan da aşağıdaki beyti söyledi.

Dutup ke'sin kenârından nezâket-birle höpürdet

Desinler gahve içmekde bu emmi amma mâhir hâ!

Kasenin kenarından tutup nezaketle öyle bir kahveyi höpürdet ki, bu emmi kahve içme konusunda ustaymış haa desinler. 

Yusuf bu zarif beytiyle büyük şairlerin meclisinde kendisine yer bulmaya başlamıştır. 6 Osmanlı sultanının arkadaşı olmuş, 17. yüzyıla damgasını vurmuş büyük bir şair olmuştur. Urfa’dan İstanbul’a göçen Yusuf, şair Nâbî’nin ta kendisidir.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!