"Kimsenin görmediği şeyi görüyorsan şayet, bir kusur işlemiş oluyorsun: herkesin gördüğü şeyi görmüyorsun."

"Olacaklara dair genel fikirlerimizi, bilinçdışımız meydana getirir."

"Küçük parçaları düşünerek kavrayamayan zeka, duyularla algılanabilen varlığın kandırma kuvvetine gereksinim duyar."


"Her şeyin üstesinden gelerek hayatının cennettini yakalamak için, hastalıklarının cehenneminden geçmelisin."

"İnsan en çok kendi iç dünyasına yabancıdır, dış dünyasından bunca beklentileri bu yüzdendir."

"İnsan, kendi fikrini paylaşmadığında ya da paylaşmak için uygun bir kanal yakalamadığında veya paylaşmasına engel olunduğu şeyle karşılaştığında, içgüdüsel olarak saldırgan bir kimliğe bürünür."

"Kendimizi anlamadığımızda, dünyamızın çevresinde birilerine anlaşılmak isteriz. İçselliğimizden koptuğumuz, dışa dönük kendimize bulaştığımız o hengamede, kendimizi, - anlaşılmak istemek- denen bu iş arzusuna yakalandığını görürüz. Kopuk benliğimiz, bize, özünden ayrılmış hassasiyeti içinde anlaşılmaz adımlarla yürüdüğünden."

"Anlaşılmak mı istiyorsun? Kendi içselliğine bir geçiş sağla, karşılaş, yüzleş onunla, her köşesini tara, ne var ne yok diye hepsini birbir tanımaya çalış, kendini anlamanın başlangıç merkezine ulaş. Aksi halde, kime, ne şekilde olursa olsun, anlaşılmak istemek denen bu iş seni oyalar, beklentiye girdiğinde de yıpratır."

"Hayat, uykuyu kaygısız ayaklandıramıyorsa; varlığı, yokluğunun kara lekesi olduğu gerçeğini değiştiremez."

"Kendimize söylediğimiz, kendimizi inandırdığımız yalanlar oranında tükeniriz. Olanın karşısına dikilip, onu düelloya olmasını istediğimiz şeylerle davet ederiz. Henüz bitmemiş olan, bitirmemiş, üzerimizden atmamış olduğumuz hırsın yüküyle hararetli kirlenerek cebelleşiriz."

"Yanılgıdan dönüldüğü o hengamede, yanılsamadan tepeleme alanlar beliriverir, zamanın boşluğu avucunda eğrilen yolun üzerinde. Kayboluşun getirisine minderlerin serildiği yerde baş köşe kaybın keyfi için bekletilir."

"Bir an için umursamaz bir kaygının içine düşen düşünce, umursayan düşünce sisteminden uzaklaşır, ancak arada bir geri dönüşü kaçınılmazdır, çünkü, tamamen umursamaz denen bir kaygının varlığını ayakta durmasını sağlayabilecek bir düşünce sistemi yok; onun da düştüğü bir yer, bir vakit vardır."

"Varlaşma, var olmanın dehşetine katlanmak için teselli arar, tamamen ona bulaşmak ister, bunca anlam arayışı bu yüzden: geçiştirme eylemiyle sarhoş olma isteği, kendine tahammül etmenin salt gereğidir."

"Zihnin dinginliğe bulaşarak meydana getirdiği huzur; rol yapmaya, kişilik geliştiren maskeye, bir öğretiye ihtiyaç duymaz."

"Zihnin dinginliğe bulaşarak meydana getirdiği huzur, her şeyden yoksundur, hiçbir şeye sahip olmak istemez, bunun üzerine, hürriyetinin öz yapısının ön koşulu olan fakirliğini yükseltir. Her şeyinin canlı örneği kendisidir. Rol yapmaya, kişilik geliştiren maskeye, bir öğretiye ihtiyaç duymaz. Başkaları bir yanılsamanın peşine takılırken, kendisinin değişmez, onunla var olduğu, olacağı bir paradikması olmaz, bu yüzden de paradokslarla çevrili bir düşüncesi ya da varlığı yoktur; varlığıyla düşüncesi içiçe birbirini eritir. Yüksekten uçmadığı, kimseye tepeden bakmadığı için, cebinde birine yutturmak zorunda olduğu bir yalan taşımaz. Dürüstlüğü kendisini yalnızlığa iten olsa da, yalnızlık, onun dingin olduğu, huzurunun coştuğu yer; salt kendisidir, kendine direnen."

"Varoluş, bir köşeye sıkışmış, bir yerde askıda kalmış; varolmanın belirli sınırında hürriyet eğilmindedir: özgürlük diye yanıp tutuşur, hiçbir özgürlüğün kendisini özgürleştiremediğinden. Doğumunun hiçbir özgürlüğü yok, hayat denen sürenin içinde çeşitli geçiştirmelerle cebelleşir, oluşumuna bir de anlam aramayı ekler, yükünü ağırlaştırır, varolmanın dehşetine katlanmak için teselli arar, tamamen ona bulaşmak ister."

"... Bu, her yerden, belki de her şeyden yoksun olmanın sesidir: en az iki yaşamın arasında sıkışıp kalmak: bir nevi yaşam cenderesi. Bu, 'hiçbir yere ait olmama' zenginliğidir."

"Vaktini geçirmiş, eskimiş, dünde kalmış bir şeyin kalkıp bu güne, şimdiki zamana yerleşmesi, burada yer edinmesi, benliğin kör arzularını amacına ulaştırmak için seferber olan duygusallık, hafızadan (bilincin açık yarasından) dışarıya doğru meydana gelmesidir."

"Bizi, öleceğimizi unutma belasıyla yalnız bırakan korku, özyapımızla bir arada, belirsiz bir süre eğiliminde bir yer edinir."

"Bir işe yaradığının tepesinden yaşama bakan biri, dünyanın kendi etrafında döndüğünü, berhayat çarkın en önemli dişi kamilen kendi olduğunu zanneder ve şöyle devam eder: hayat çok anlamlı, zaman, bir o kadar geri dönüşü olmayan bir mükafat ve o kapasitenin içindeyim, paha piçilemez olan, kimsede olmayan bir cübbe taşıyorum üzerimde."

"Uyanışının bir getirisi olmuyor, eli elinin içinde olanların henüz gözlerini açamadıkları bir uykunun içinden, yaşamın keşmekeşliğini farkına varmadıkları gerçeğin kör noktasından sana sırıtıp duruyorlarsa... Farkındalığın tek başına seni boşunalıktan koparmaya yetmiyor, o, eli elinin içinde olanların uyanamayışına takılıp gider, taki, seni de o gözlerin açılmadığı gafletin içine düşürene kadar: herkesin uyuduğu bir yerde uyanmak, uykunun başka bir evresine geçmek gibidir."

"Yılgın arzular, zihnin devinimi karşısında kıpırdamazlar, insanı tahammül edilir kılarlar. Yaşamı geçiştirme yolunda meydana gelen her hararetli anı, dönüm noktasını iptal eder, varoluşun cazibesini yitirdiği o anın meşgale gerektirmeyen sürenin eğiliminde."

"Yılgın arzular, zihin deviniminin karşısında kıpırdamaz olduğundan, insanı tahammül edilir kılar. Bir organizasyon hatası olan düş kırıkları, bir bütün olarak savrulur, dünyaya yapışma ölçüleri amaçlarıyla boşalır."

"Hakikat, gerçeğin dışladığı bir şey; rüyayla aynı şeydir. Onun arayışına çıkmadan önce zihnin hipnoz olması gerekir, ona bulaşmak için de gözlerin kapalı. Bir hakikat varsa da, bu, bir doyumdan öteye gidemez; hayal dünyasının sırtını devrilmez bir kayaya yaslanma isteğidir."

"İmgelerimiz en az bir kurgudan çıkıyor ve onunla biçimleniyorsa, varoluşsal gerçeğimiz, içinde olduğu gerçeğin en az bir yanılgıdan ibaret düştüğünün, tamamen sanrısal bir ötelemenin pençesinde hazin bir çırpıntının sınırında meydana gelir, hiç oluşamadan."

"Erdem ya da etik kuramının getirmiş oldukları yasalar, öteden beri hastalık belirtilerini göstermiştir! İnsanı, her anı eğilimli olan, hafakanlı bir ilişki içinde bucalamaya zorladığı bir yolda savunmasız bırakmıştır."

"Bir metafizik düşüncesine kaptırmanın sunacağı, zihnin yaşam dekorlarını yıkar: onu mest eder: ondan kölelik, esaret ister. Kendini veriş, körlük ister. Körlük, bıkkınlık hücrelerinin uyanamayışı, güya yaşam diye varsayılan o edinimlerin sonlanamaması, tekrar tekrar zincire dönüş. Çünkü bıkkınlık, uyanışın uyanmasıyla başlar, işte bu: bilinç! Bilinçlendikçe zihin, içinde olduğu zehrin farkına varır, neden bu zehrin içinde olduğunu sorgular. Her şey bilinçle başlar, bilinçle yürür, bilinçle bir yaşam bulur, gerisi topyekun uyduruk birer hikaye. Bilinçle yıkandı zihin: zaman denen eğrinin belirli bir anını terkeder, ölüm korkusunu reddeder, varoluş sancısını titreterek eskitir, keskin yanını köreltir."

"Bir zihinde bir hareketin veya bir nefretin devamlılığı meşgul olduğu bir alanla, yani; meydana getirdiği ya da kavradığı fikirler çerçevesinde bir sınır çizer."

"Yaşamı hayallerimizle, eleştirilerimizle tepkileriz. Yaşamı tam benimsediğimiz an, bunamışız demektir."

"Aylaklık hiçbir değer görmüyor! İçinde bir sıhhat yatar onun; insanın hücrelerine devrilmek üzere bekleyen. Çalışmanın çok fazla önemsendiği gerçeğine yönelik, çalışkanlık değerlerle abartılmış bir erdem merkezinde tutuşturuluyor. Bir kıvılcım yetiyor, açık gözleri karanlığa baktıkları yerden mest etmeye."


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)