Her bugün, yarının sancısına gebe bir eğlence...

Varoluş, doğum yıkımından kaçıyor, ölüme koşmuyor!...

Ahh 'ben'!

Her insanın kendini yok etme metodu... 

Bu namın varlığını haykırmak üzere bir ismin oluşumunu üstlenmek, yıkılma anıdır insanın.


*Doğuma, bir doğuşa araç olanlara ağır anlamlar yükleyerek yüce bir maneviyata, olabildiğine yükseklere çıkarırlar. Peki, neden?

-Çok ağır bir kusur mu işlediler?

*Kazara, gülünesi bir kazayla, rastlantısal bir fenomenin sonucuyla doğmuş olduğunu bilmek; yine de, doğumun dünya muvazenesinde ve mekanizmasında güya zorunlu, mutlak ve temel olaymış gibi davranan her davranışın şiddeti, ezeli gördüğü kainatın keşmekeş gezegeninin (dünyanın) bir parçası olarak kalmak ister ve bu da onun, sonsuzca artlar ardına sığınmış sınırsızlığıdır.

*...Varoluş doğum yıkımından kaçıyor:

-Varlık enkazı altında eriyor...

Var olma sancısını çeken, o sıkıntıyı üzerinde taşıyan her insan; kendine yüklenmiş olan öğretiler yoluyla değil, üstünden öğretiler yükünü atarak, öğretilerin olmadığı tutumuyla, eziyetini bozarak doğum belasından kaçar.

*'Ben'e oldukça ağır anlamlar yüklendi:

-'Ben', kendine katlanabilir bir formül oluşturamadı! Çareyi kendini hipnoz edecek kurguların gölgelerine sığınmakla bulacağını zannetti, çünkü bu da sefalete uğrattı 'beni'.

*Doğumun en üstün iyilik, onu öldürmenin en üstün kötülük olduğuna yönelik telkinler kol geziyor: Ömrün en felaket anı doğumun değil ölümün olduğuna dair tüm ısrarlar oldukça keskindir; doğumun belalı olduğu yönündeki bütün söylemler tiksindiriyor herkesi.

*Benliği, içinde bulunduğu mezardan çıkaracak olan bir bilgidir, yapılan şeyin hacmini küçülten, ağırlığını azaltan ve yerini daraltan: amaç düşüncesinden iğrenerek uzaklaşacak dende dupduru, bir edinimin içinde olmakla olmamanın arasında bir fark olmadığını açıklayan o en tepedeki keşfedilecek olanı dansa getirir.

*Her şey bilincin düzeyinde sağlam bozulup çürüyor. Bilinçlendi zihin: hiçlik bile kirlidir orada. Bilmenin azameti farkındalığın gözleri içinde kırık bir kukla gibidir, felaketidir idrak etmenin.

*Daima zamanın içinde ölümsüz olan ölüm neyi ortadan kaldırabildi?

-Hiçbir şeyi!

Düşkün, acıdan sıyrılamamış insan, kendini bir sonraki çağa aktarmak istemesinin nedeni, bir şeyleri değiştirebileceğinden değil; kendi varlığını sonlandıracak olan ölüm canavarını yalnız karşılamaktan ürperen vaziyetinden.

*Yaşamadan, sadece var olmak, yoğun bir eziyet: kendini kanıtlamaya ya da tarihte iz bırakmaya adamak.

*Hiçliğe gömülen için hiçbir şey var olmamıştır.

*Boşlukta hissetmek, tekdüze yerden kesilme anıdır, ayakların usulca yerden kesilmesidir; evrensel saçmalığın ortaya çıkışıdır; olmuş ile olmamış aynı şeyi ifade ettiğidir; hayrete varan en üst ölçülü görüşün kesinliğidir; zamana uyabilecek ya da zamanı tatmin edebilecek hiçbir şey yok dedirten şeydir.

*İçeriden çatlaklık içeren 

"kendi" olmamışlığı var insanın.

*İnsanlar, acılarını bir nebze olsun dindirmek için avunacak bir şeyler; saçma sapan olsa dahi mutlaka yükleyecek anlamlar buluyorlar.




-Gürsel Özkır


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!