İlk çağlara gidelim o kadar gidelim ki en başından başlayalım. Hz. Âdem’den itibaren…

İnsan Niçin Yazar?


      Neden yazı var?

        Neden yazıyoruz?

          Niçin yazdılar?

            Nasıl yazdılar?

              Nerede yazdılar?

                Kim yazdı?

                  Ne yazdılar? Böyle devam eder sorular…

İlk çağlara gidelim o kadar gidelim ki en başından başlayalım. Hz. Âdem’den itibaren…

İnsan konuşarak derdini anlattıktan sonra neden yazar ki? Derdi ne ola ki?

İlk insanlar yazma gereksinimi duymadı galiba. Sözlü her şeylerini hallediyorlardı. İhtiyaçları yoktu. Hayatta her şey ihtiyaçtan doğar. Yemek yemek, yaşama ihtiyacı; konuşmak, iletişim ve derdini anlatma ihtiyacı; sevmek-sevilmek belki de ihtiyaçların en büyüğü; daha fazlası hepsi bir ihtiyacın neticesinde ortaya çıktı. İlk insanların ihtiyacı hayatta kalabilmek için daha fazla mücadele etmekti. Bunun için tüm zamanını sarf ediyordu. Sonra ilk insan Hz. Âdem’den sonra nüfus arttı. Artan insan sayısı iş bölümü imkânı sağladı. Herkes işlerin bir ucundan tutmaya başladı. Böylece çok iş az vakitte yapıldı ve insanların düşünmeye; artan nüfus, yiyecek, ihtiyaç ve imkânlara yeni şeyler gerekti…

Başa dönelim… İnsan yazı nedir bilmiyordu. Sonra bir anda yazı ile tanıştı. Anlık oldu diyebilir miyiz? Nasıl mı kavuştu en başından başlamıştık. Allah (c.c.) Hz. Âdem’e 10 sahife emir ve yasakların yer aldığı insanları imana çağıran emrini gönderdi. İlk insan işte böylece yazıyla tanıştı -diğer peygamberler de böyle çağırdı. Yazıyı insanlara Allah (c.c.) elçileri vasıtasıyla gönderdi- davet ettiği insanlar da yazıyı gördü. Ama sözlü onlara anlatan biri olduğu için yazıyla ilgileri olmadı. Çünkü peygamberlerin gelen vahyi insanlara anlaşılır bir hâlde iletme görevleri vardı. Sonra insanın bilinçaltında yazı var oldu… Sonunda Hz. İdris birçok şeyi ilk icat eden peygamber olarak kılıcı, terziliği icat ettiği gibi insanın kaderini değiştiren yazıyı icat etti. İnsanlar böylece her şeyde olduğu gibi yazıyı da Allah’ın izniyle peygamberlerden öğrendi

Sonra zamanla insanlar ezberlerindeki şeylerin kişiden kişiye değiştiğini ve dahası unuttuklarını fark ettiler. Söz gelimi Mısırlılar Nil Nehri’nin taşmasından dolayı ürünleri zarar görmesin diye Nil’in taştığı zamanları kayıt altına aldılar. İşte bunun gibi pek çok sebep yazının yazılmasında etkili oldu.

Şairler, yazarlar neden yazdılar, neden şair ve yazar oldular?

İnsan ki âlemin gizli olduğu ve sığdığı bir varlık. İnsan ki bir derya, bir âlem… İçinde ne fırtınalar kopuyor… İnsan ki ölümlü. Öldükten sonra nasıl hatırlanacak ki? İşte insan bunları düşündü… düşündü… dini kitapların Allah’ın (c.c.) eserlerinin müthiş ifade gücünü ve sonsuzluğunu da gördü. Yine düşündü… sonunda yazdı… İşte o gün insanoğlu yazmaya başladı… Sözün geçici yazının kalıcı olduğunu anladı… Zaman kaybetmedi ve yazdı… yazdı… yazdı…

Yazmanın sebeplerini çıkarsak acaba hangi nedenleri yazardık?

Bilgi ve birikimi sonraki nesillere aktarmak, insanlara derdini anlatmak veya anlatamamak, anlattıklarının uzun olması, kimsenin dinlememesi ve o kadar şeyi akılda tutamamak, insanların unutkan olmaları, ağızdan çıkanın kontrol edilememesi ve başa bela olması… En önemlisi ölümü aşmak ve ölümsüz olmak… Bir diğeri rahatlamak… İçini dökmek… Hatırlanmak… Hatırlatmak… Kanıt sunmak…

Ve yazı kanıttır. Düşünelim… Söze mi daha çok itimat edilir yoksa yazılı bir evraka mı?

Yazı yazmanın bir nokta kadar bile olamayacak nedenlerini yazmaya çalıştık; ama yazı için daha çok şey yazıldı… yazılıyor… yazılacak… yazılır…

Hasan Emrah


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!



Facebook Yorumları