Okulsuz köy olmasın, kimse eğitimsiz kalmasın diye çabaladık durduk.

MEMLEKET

MEMLEKET

Çalışmayı arzu ettiği işi bir türlü bulamıyordu. Önüne çıkan iş fırsatları ya çok düşük ücretli ya da çok uzaktaydı. Kendine en yakın gördüğü, çalışmayı isteyebileceği yer, ülkenin diğer ucundaydı. Burak, her geçen gün daha da karamsarlaşan duygularından kurtulmak, zihnini biraz olsun meşgul etmek için telefonundaki oyunlardan oynadı. Sonra gözlerindeki yanmayı fark etti. Tuş kilidini kapattı ve göz kapaklarını ovalamaya başladı. Yanmanın etkisi geçinceye kadar bunu sürdürdü. O an anladı ki gözlüğünü uzun süredir takmıyordu. Nereye bıraktığını hatırlamaya çalıştı. Yemek yediği masaya, oradan lavaboya derken evin bir çok köşesini gezdi. Gözlüğünü ararken daha önce kaybettiği müzik çalarını buldu. Şarjını doldurmak için yatağının yanındaki prize taktı. Hiç ummadığı bir yerde gözlüklerini buldu. Üzerindeki gömlekle camda biriken tozu aldı.

Gözlük takmaya üniversite yıllarında başlamıştı. İmtihanlarını geçebilmek için sabahlara kadar ders çalıştığı zamanlarda gözlük sahibi olmuştu. Bu çabasının karşılığını almış, yüksek mühendis olarak mezun olmuştu. Babası gibi memleketi karış karış gezen bir öğretmen değil de, mühendis olmak istemişti. Öğretmen olmayı pek istemiyordu çünkü hiçbir şehrin yerlisi olamamıştı. Küçüklüğünden hatırlamaya çalıştığı çoğu şey; yeni mahalle, yeni arkadaşlar, sürekli evlerini oradan oraya taşıdıkları için yarım kalıyordu. Bu yüzden hafızasındaki isimler, şehirler, okullar birbirine karışıyordu.

Eline tekrar telefonunu aldı. Elektronik postalarına bir göz gezdirdi. Reklam ve banka postalarının arasında değişik karakterde bir posta fark etti. Açtı, başlığını okudu. Üniversitede adını ilk kez duyduğu, neredeyse tüm arkadaşlarının “kendimi bu şirkete bir atarsam bütün hayatım kurtulur” dedikleri dünyaca ünlü bir firmanın göndermiş olduğu davet postasıydı. Başlığın içeriğini okuduğunda gözlerine inanamadı. Tekrar tekrar okudu. Ekran fotoğrafını çekti, bir daha okudu. Fotoğrafı fakülteden bir kaç arkadaşına gönderdi. Büyük bir heyecanla sosyal medya hesabından paylaştı. Vize ve pasaport işlemlerinin firmanın temsilcileri tarafından halledileceği ve en kısa sürede kendisine ulaşacakları kısmını postadan tekrar okudu. Telefonundan son aramalara girerek kız arkadaşını aradı. Telefonunu açmasının çok uzun sürdüğünü düşündü. Görelilik kavramı geldi aklına. Zaman öyle bir şeydi ki telefonun çaldığı bir kaç saniyede sanki saatler geçmiş gibi olmuştu. O saatlerce süren bekleyişten sonra telefonu tam kapatırken kulağına  içini titreten o ses geldi. Eda’nın sesi. Onun söylediği herhangi bir şeyi sonuna kadar doya doya dinlerdi. O sözünü tam olarak bitirmeden hiç bir şey söylemezdi. Hayranı olduğu o sesten çıkan dalgalar yeryüzünden kaybolacağı ana kadar beklerdi. Dünya tamamen o sesi kaybettiğinde söze başladı. Firmanın gönderdiği elektronik postayı, Amerika’ya davet edildiğini, ne tür bir pozisyonda işe başlayacağını anlattı onu heyecanla dinleyen Eda’ya . Sevgilisi hem çok sevinmiş, hemde onu kaybedecek olmanın verdiği derin korkuyla “karar senin, ben senin kararına saygı duyarım” diyerek hem tebrik hem de endişelerini dile getirdi. O akşam babası da eve geldikten sonra konuyu tüm ayrıntısıyla konuştular. Anne ve baba, çocuklarının kendilerine uzak olacağının üzüntüsü dışında hiç bir olumsuz şey konuşmadılar. Babası “ evladım, sende gördün bizi, memleketin her köşesini karış karış gezdik hep birlikte. Beraberce okulsuz köy olmasın, kimse eğitimsiz kalmasın diye çabaladık durduk. Seni de sürükledik peşimizden. Sen bari hayatını yaşa, gönlün nereye gitmek istiyorsa oraya git.” diyordu.

Ayrılık günü geldiğinde, uçağa binmek için bilet ve bagaj işlerinin ardından uzun bir vedalaşma ve son bir bakıştan sonra biniş için son kapıdan içeri girdi. Baba duygularını zerrece belli etmeden olduğu yerde bekledi. Arkasını dönmedi, eğer dönerse göz yaşlarını tutamayacaktı. Annesi yaşlı gözleriyle, ağır adımlarla bir kaç metre uzaklaştı. Burak’a karşı şimdiden büyük bir özlem duymaya başladı.

Anne ve baba havaalanı giriş kapısının önündeki taksilerden birine yaklaştılar. Taksiye önce anne, ardından baba bindi. Kapıyı tam kapatacağı sırada bir şey ona engel oldu. Başını o yöne doğru çevirirken Burak kafasını içeriye doğru uzattı. “Beraber yeniden memleketi karış karış dolaşmaya var mısınız” dedi gözünde bir kaç damla yaş ve muzip bir gülümseme ile.

Özhan Ulaş


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!