Şairin aşkı şiiredir.
0
0
3,857
okunma

ŞAİRİN AŞKI

Son kalan iki mermisini boşa harcamak istemiyordu. Sol gözünü kapattı, sağ kulağının alt kısmını sağ omuzuna dayadı. Açık olan gözü kıpırtısız tek bir noktada kenetlendi. Nabzını yokladı, nefesini kontrol etti. Sağ işaret parmağının ilk boğumuyla tetikteki boşluğu aldı. Milimetrenin onda biri kadar bir hareketle silah ateşlenmeye hazırdı. Bütün sesler sustu, kımıldayan her şey durdu. Dünya, dönme işlemini bir kaç saniyeliğine durdurmuştu sanki onun için. Evrende hareket halinde olan her şey, onun hedefe kilitlenmesini engellememek için hareketinden vazgeçti. Önce tetikteki gerginliğin boşalma sesini duydu ve ateş. Tam isabet. Dünyadaki her hareket eski halini aldı tetik çekildikten sonra. Görev tamamlanmıştı.

Ona verilen zamandan daha kısa bir sürede bitirmişti işini. Sol omuzunda duran telsizinden, timin toplanma merkezine hareket etmesi anonsunu geçti. Görevin başarılı geçmesinden memnun olan tim üyeleri ondan bir zafer konuşması bekliyordu. Belki bir kutlama haberi vereceğini umuyorlardı. Beresini çıkardı, kısa bir konuşma yaptı; hedefini tutturamayan birine pratiğe ihtiyacı olduğunu, bir diğerini yanlış mevzide durduğu için uyardı. Tabancasını belinden çıkardı, son kalan mermisini çıkarıp cebine koydu. Arkasına dönüp ana merkezin yolunu tuttu. Merkezde bir kaç evrak işlerini yoluna koydu aceleyle. Oradan bir an önce ayrılmak istiyordu.

Sonunda evine gelebilmişti. Kapıdan içeriye girer girmez, daha ceketini çıkarmadan müzik çalardan üzerinde “dinlen” yazılı müzik listesini açtı. Ceketini çıkarıp vestiyere astı. Koltuğuna uzanıp kendini müziğin tedavi edici kollarına bıraktı. Üzerindeki yorgunluğu attığını düşündüğünde, koltuğun önünde duran sehpada hazır bulunan kağıt, kalemi eline aldı. Aklında biriktirdiği şeyleri kağıda döktü. Bunu sürekli yapıyordu. Bir şeyler yazmayı çok seviyordu. Görevde bile boş kaldığı zamanlarda bir şeyler yazıyordu. Şiir onun en büyük uğraşıydı. Yemek molasında hızlıca yemek yiyor, geriye kalan zamanda kitap okuyordu. Üniformasının altında bambaşka biri vardı. Rütbelilerin sahip olduğu kaya gibi sert duruştan ziyade, güler yüzlü, samimi bir duruşu vardı. Cebinden eksik etmediği kalemini, belindeki tabancadan daha çok yanında taşıyordu. Çok defa unutmuştu tabancasını bir tuvalette veya mağazanın kabininde.

Evinin farklı köşelerinde kağıt, kalem bulundururdu. Aklındakiler dağılmadan yazmak için, sigara tiryakilerinin evin her köşesine bıraktığı sigara ve çakmak gibi oda, kağıt ve kalem bırakırdı. Bir nevi tiryakiydi yazmaya. Yazmazsa yaşayamazdı. Ama ne kadar çok yazarsa yazsın okuduğuna yetişemiyordu yazdıkları. Okuduğu kitapları babasının köyde kullanılmayan evinde biriktiriyordu. Gün gelip de o eve yerleşmeyi düşünüyordu. Yaptığı işi pek sevdiği söylenemezdi. Hatta çoğu zaman nefret ederdi bu işten. Son iki senedir, bu kararı almayı düşünüyordu.

Hazırlıklarını tamamladı, müdürün kapısından içeriye girdi. Çok fazla konuşmadı. Karşısındaki, onun bu halinden her şeyi anlamıştı. Görevi tamamıyla bırakacaktı. “Bu işteki en iyilerden birisin. Aldığın karardan geri dönmeyeceğini biliyorum. Yolun açık olsun”. Dedi en sevdiği polisini kaybetmenin üzüntüsüyle. Arif, hiç bir karşılık vermedi müdürüne.  Kısa bir helalleşme ve teşekkür. Rozetini ve cebinde kalan son mermisini sakince masaya bıraktı, arkasını döndü ve baba evinin yolunu tuttu.

Hayatında şiirden başka bir şey olmasını istemiyordu. Tek işinin şiir olmasını istiyordu. O şiire aşıktı. Aşkını  başka bir işle aldatmak kahrediyordu. Bir büyüğünün sözünü düşündü baba evine giden yol boyunca. “Şairin aşkı şiiredir” demişti onu şiire alıştıran büyüğü.

Özhan Ulaş

Bu içerik Edebiyat Vakti üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Edebiyat Vakti editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Edebiyat Vakti'nde dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz. Detaylı Bilgi için tıklayın.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!