Aşk, Ahlak Eğitimi, ibret verici, nasihat niteliğinde

Bir hikaye

Aşkın kelimeler üzerindeki etkisi ya da kelimelerin aşk üzerindeki etkisi

Anlatılmıştır ki: 

Toprakları doğudan batıya uzanan bir padişah vardı. Gücü kudreti dillere destandı.Ordusunun karşısına çıkmaya kimse cesaret edemezdi. Bir de güzelliği ile şöhret bulmuş dünya güzeli bir kızı vardı. Baktığı yer alev alıp yanardı. Dişleri inci mercandı sanki. Ara ara yıldız saçıp ışıldardı. Yüzü ab-ı hayat kuyusunda yıkanmıştı. Görenler sekr, duyanlar serhoş, anlatanlar mestane gezerdi.

Devrin tüm sultanları, mevki ve makam sahipleri görücü olmuştu bu güzele. Yaşadığı devre mührünü vuran bu dilber kimseye teveccüh etmemişti. Bir gece uyudu. Rüyasında bir genç gördü. Teni güneş gibi ışıldıyor, teri misk-i amber saçıyordu. Uyandığında hala rüyanın tesirindeydi. Gördüğü o gence aşık olmuştu.Her yerde O’nu aradı. Fakat bulamadı.

Bu arada Padişah ziyafet hazırlığındaydı. Her tarafa tellal çıkardı. Ahaliyi saraya çağırdı. Odasının penceresinden ziyafeti izleyen kız genci orada gördü. Görür görmez gönlü esir düştü. Aşk zindanın da ahu figan etti. Genç, padişahın yakın hizmetkarlarından biriydi. Padişahları, komutanları ve hatta şairleri reddeden bu güzel gönlünü bir hizmetkara tutsak etmişti. Nasıl olurdu? Bunu babasına nasıl anlatırdı. Velev ki anlattı babası bunu ahaliye nasıl anlatırdı.

Kız vuslat ve işret derdiyle yanıp tutuştu. Aşk derdinden gözünün feri, yüzünün rengi soldu. Genç, can mülküne kastediyordu. Vuslattan evvel eceli çağırır gibiydi.

Gencin hâli de kızdan pek farklı değildi. Kızı pencerede gördükten sonra güçten takatten düşmüştü. Aşk kalbini efsunlamıştı. Halini aşikar etmekten korkuyordu. Ama nafile naz kurnasına bir defa dudakları değmişti. Billur billur hayaller görüyordu. Soğuk soğuk terler atıyordu. Muhayyilesinde bir sülün dala konmuş, işve ile aşıklarına cefa ediyordu. Güzellik surete bürünmüş kapısına köle olmuştu.

Kız da aşkın yakıcı ateşine girmiş, vücudu güçsüz düşmüştü. Haberi alan padişah 4 bir yana 7 iklime haber saldı. Sevda hekimi aramaya başladı. Kum şehrinden Farisi bir hekim geldi. Sevda hastalığını tedavide mahir olduğu söyleniyordu. Efsunları ile nam salmış bu hekim kıza dedi ki: seni aşk illetinden, sana ettiği cefadan kurtarırım. Güzel, bu işi kimsenin duymasını istemedi. Hekim, öyle bir hallederim ki cinlerin, perilerin dahi haberi olmaz dedi. Hekim işe koyuldu. Esamesi okunmamış, hiçbir mecliste adı geçmemiş efsunlar, büyüler yaptı. Genci buldu. Kalbi aşk ateşiyle korlanmış gence sohbet etti. Güven verdi. Aşk elinden usanmış genç efsuncuya av oldu. Ona çok güvendi. Sanki babası oldu. Efsuncu gence şarap verdi. Birkaç kadeh içen genç bayıldı. Bayılınca efsuncu onu tahtırevana koydu ve gizlice kızın odasına getirdi. Kız aşık olduğu genci görünce iyileşti. Yattığı yerden kalkıp tahtırevanın başına koştu. Ay ile güneş bir araya geldi. Güzel, gül koklatın, gül suyu serpin ayılsın dedi. Genç gözlerini açınca kendinden geçti. Muhayyilesindeki sülün eteğinin ucuna diz çökmüş. Boynunu bükmüştü. Güzel cömert davrandı cemalini esirgemedi. Peçesini indirdi. Dedi ki: vuslat ve işret sofrasından yüz çevirme bana sakilik yap. Sakinin yüzü güzel olursa meclisindekilerin gönlü gamdan kederden sıyrılır. Kadehimi doldur. Beraber şarap içtiler. Şarhoş olunca hicap perdesi aralandı. Birbirlerine hayasız sözler sarf ettiler. Edep utandı ülkeyi terk etti. Birbirlerinden murad aldılar.Şafak sökmeden efsuncu tekrar genci güzel sözlerle, şarapla bayılttı ve tahtırevana koydu. İşret sofrası son buldu. Genç gözlerini açtığında kendini hasta yatağında buldu. Rüya mıydı? hayal miydi? Anlamadan bitti.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları