Elimde olsa tüm yazdıklarımı gökyüzüne armağan ederim.

Karanlığın hüküm sürdüğü gecede vagon yüzünü yer altına gösterdi. Koltukları hemen hemen boş olan metronun son sefer miydi sondan bir önceki mi bilmiyorum. Telefonumun şarjı bitti. Saat takmayı da unutmuşum.Metro istikametinde giderken ardına bıraktıkları önümde seyir ediyordu. Bindiğimden beri kimse inip binmedi. İhsaniye’de iki çocuklu bir aile indi ardından vagonun diğer kapısından taşıma çantasında gezdirdiği kedisiyle birlikte bir kadın bindi. Kedi, kadının yanındaki koltukta kendine yer buldu. Meraklı meraklı parmaklıklardan çıkarmaya çalıştığı yüzünü gösteren kedinin burnuna ufak ufak dokundu kadın.Kediyi kafeste görünce geçen hafta öğrencilerimle gittiğim hayvanat bahçesi aklıma geldi. Müdür Bey’in isteği doğrultusunda okul gezisinde başçavuş olarak görevlendirilmiştim. Yayınevindeki toplantılara katılmak için sürekli izin istediğimden bu rütbeyi üstümden sökemedim. İnsanların kafeslere konulup hayvanların insanları ziyaret ettiğini düşündüm. Kafesteki kadını seyreden kediyi düşünmeyi bırakıp kafamı camekana çeviriyorum. Yüzümdeki yaralara bakıyorum. Karartı da yüz çizgilerimi dolduran anılarıma bakıyorum. Gereğinden fazla yaşlı gösteriyorum. Şimdilik bunu umursayacak durumda değilim. Sürekli yazacağım için heyecanlıyım. Kimseyi ilgilendirmez dediğim yazılarım herkes tarafından okunacak. Annem yine bilmeyecek. Tüm gazete bayilerinde, illüstrasyonun altında on iki puntoluk ismimi görmeyecek ve ne yazdığımı merak edip okumayacak, biliyorum.

Yağmur, metronun büyükçe camlarını damlalarıyla doldurmaya başladı. Rayların arasına süzülen uğultu ile yola devam ederken orta yaşlı bir kadın bindi. Üzerinde Klimt’in tarlalarını süslediği çiçeklerin bulunduğu renkli bir elbise vardı. Kaderime açılan kapının bitişiğinden gülümsedi. Bana mıydı bu tebessüm bilmiyorum, karşılık vermedim. Vagon yeraltına girdiği sırada ayna gibi yansıyan camdan burnumun ucunda hanımefendiyi görüyorum. Birkaç saniye sonunda göz göze geliyoruz. Gök gürültüsü, kapıların açılmasıyla istasyonda bulunan merdivenlerden aşağı inip kapının uyaran sesiyle tokalaşıyor, yuvarlak küpelerini inci gülüşünü sakladığı dişleriyle süsleyen hanımefendi baharı canlandırmaya devam ediyordu.

Eski ben olsam sohbet kurmaya çalışır bir şeyler yazdığımdan bahsederdim. Hatta önceden yazmış olduğum bir şiiri kendisi için şu an yazdığımı bile söyleyebilirdim. Kadınları iyi tanırım. Fakat insanları kullanmak istemiyorum artık mutlu olmak sevdiğim işi yapmak istiyorum. Altmışından sonra hacca gidip günahlardan arınıp sıfırlandığını düşünen emekli Hasan amca gibi, hamama gittiğinde bütün mikroplardan kurtulduğunu düşünen kapıcı Mehmet gibi bir şeye körü körüne bağlanmak istiyorum.

Ay, gece ruh halini galaksiye armağan ettiği vakit hanımefendinin gözlerine bakmak istiyorum o anda dizeler dile gelecek biliyorum. Kelimeler bestekâr bir hal alacak ve en değerli notalarını çalacak.Ortaya resital çıkacak. Orkestra şefi ben ve duruma seyirci kalan hanımefendinin takdirini kazanmak için çalacağım. Çalgım aşk olacak. Yıldızların bir olup boyunlarını eğeceği güzellik karşısındayım fakat ben aşık olmak istemiyorum. Sevgim zihnimi oyuna sürüklüyor. Kelimeler için aşık oluyorum. Somutlaştıramadığım, uzaktan seyre daldığım şizofrenim yaşamaya devam ediyordu.

Bir hikayenin son bulabileceği bir durakta, Şehreküstü’nde ayağa kalktı.Gözlerimin içinin güldüğünün farkındayım. Yine de dönüp bakmadım. O aşka küskün bir şekilde giderken ben satırlara kendisini dökmeye devam edeceğim ta ki… Ta ki ritim son bulana kadar.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!