İncinin vücûda gelmesi sâdefin yağmur tânesine olan aşkından...

Aşk ve Devâ

Aşk ve Devâ

~ Giriş ~

"Nisan ayını ve böyle belirsiz havaları hiç sevmem" dedi genç kadın. "Aniden değişebiliyor ve birdenbire yağmur yağabiliyor."

"Yağmuru sevmez misin?" dedi genç adam.

"Hayır, sevmem. Yağmurun nesi sevilir ki? Her yer vıcık vıcık oluyor, ıslanıyor."

"Yağmur hayattır" dedi genç adam. "Yağmur canın özüdür. Yağmur olmazsa hiçbir şey kalmaz ki."

"Ben sevmiyorum, sevemedim bir türlü."

"Ön yargılı davrandığın için olabilir mi?" diye sordu genç adam."

"Bilmem."

"Yağmur demişken... Yağmurun bilhassa da nisan yağmurunun bir mucizesi var biliyor musun?"

"Nedir ki?" dedi genç kadın. "Yağmurun ne mucizesi olabilir ki? Otların yeşermesi mi yoksa?

"İncinin oluşumu gibi mesela. Nisan yağmurunda... Ama dur bir dakika. Gözünde canlandırmanı istiyorum. Yavaş yavaş yağan nisan yağmurunu düşün. Hafiften ılıyan bir havada, nisan yağmuru çiseliyor. Tam o anda denizin üstüne çıkan istiridyeler yağmurdan nasiplenmek için kabuklarını aralıyor. Arzuları bir damla yağmur tanesi alabilmek. O bir damla yağmur tanesini alan istiridye, kabuklarını kapayıp denizin derinliklerine yol alıyor. Zaman geçtikçe o tek damla yağmur tanesi istiridyeye ızdırap vermeye başlıyor Bu ızdıraptan kurtulmak için istiridye hususi olarak salgıladığı sıvı ile yağmur tanesinin etrafını kaplıyor. Bu onu bir süre rahatlatmaya yetiyor lakin zaman geçtikçe bu  vaka aynen tekrarlanıyor ve istiridyenin içinde katman katman bir inci peyda oluyor. Tabii burada önemli olan tek damla yağmur tanesinin olması. Eğer istiridye açgözlülük edip bir kaç damla yağmur tanesi alırsa ortaya eğri büğrü bir inci çıkıyor. Tek damlanın incisi dürr-i yektâ adıyla anılıyor ve en değerli inci sayılıyor. Görüntüsüyle insanı büyüleyen bir inci bu. Bu sebeple dürr-i yektâlar  çok değerlidir."

"Bilmiyordum" dedi genç kadın. "Neden yapıyor ki istiridye bunu. Kabuğunu açıp çıkarıversin yağmur tanesini olmaz mı?

"Yağmura olan aşkından dedi genç adam. Yılda bir görülen bir durum bu. İncinin meydana gelmesi sadece aşktan ve aynı zamanda aşkın şifaya dönüşmesinden. Aşkla yağmur tanesini alıp denizin derinliklerine kapılıp giden istiridye yağmur tanesi acı verdikçe şifa için gözyaşı döküyor ve bu gözyaşı damlası da yağmur tanesini çevreliyor.  Zamanla kat kat çevrelenen yağmur tanesi de sert bir yapıya bürünüyor böylelikle, az önce de bahsettiğim gibi. İncide delik açan işçiler de incinin içinden yağmur tanesinin çıktığına şahit olurlarmış eskiden. Görüyor musun  istiridye aşkını sarıp sarmalamak için ne işlere başvuruyor ve nasıl muvaffak oluyor."

"Hele ki bu devirde insanlar aşka olan inancını yitirmişken"dedi genç kadın. " Gerçekten de büyük bir mucizeymiş."

"Çok doğru" dedi genç adam. "Aşk yok etmek için değil yaşatmak için aşktır. Hayatın kendisi de bir aşk sebebiyle peydâ olmuştur zaten. Aşk aşk  olduğu için muteberdir işte. Dertliye de bîderde de şifadır böylece. Tıpkı istiridyenin nisan yağmuruna aşkında olduğu gibi."

Kaya Türkoğlu


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları