Oğuz Atay’ın "bir seni uyutmam, bir de ben uyumam" dediği, hırsızların mesaiyi bıraktığı, fırıncıların kepenk açtığı, cemaatin camiden ayrıldığı saatte.

Bu anı bir yerlerden anımsıyorum ya da şöyle söylemeliyim hayatımın bundan önceki on dokuz yılın her sabahında olduğu gibi yine annemin sanki uyandığımda kalkıp dünyayı değiştecekmişim hissini veren kararlı ve telaşlı sesiyle irkiliyorum. “Hadi uyan oğlum. Oğlum... Uyan artık. Hadi ama... Geç kalacaksın.”

Güneşin doğmasına az bir zaman kalmış.Nereye geç kaldım inanın bilmiyorum. Annem Erdal Demirkıran’ın Sadece Aptallar 8 Saat Uyur kitabını okumaya başlamasından sonra her hoşuna giden cümleyi -ki bunlar uyku ve zeka ile birleştirilince tümünü diyebiliriz- bana aktarıyordu. Yani beni bilim adamları ile kıyaslaması gururumu okşuyor fakat malzeme belli çok da kasmamak lazım diye düşünüyorum. Bu adamlar uykuda bir şey kaybedeceğim düşüncesiyle bir adım önde olmak için az uyuyup çok çalışan insanlığa fayda getirmek isteyen insanlar. Ben şimdi uyansam ne olur uyanmasam ne olur? Belirli bir uyku düzeni olmayan masa başında yorgun hissettiği sırada 15 dakika elinde bir metalle uyuyan ve metal düştüğünde tekrar işinin başına geçen günde iki saat kadar uyuyan Newton’la yarışmam mümkün değil.  

Oğuz Atay’ın "bir seni uyutmam, bir de ben uyumam" dediği, hırsızların mesaiyi bıraktığı, fırıncıların kepenk açtığı, cemaatin camiden ayrıldığı saatteyiz. Camı araladığım sırada cereyanla birlikte içeriye yoğun bir koku sızdı. Yalnız bu alışılagelmiş bir koku, çamaşır suyu. Asıl görevi temizlik ve hijyen olan bünyesinde çeşitli kimyasalları barındıran malzemeyi annem İsviçre çakısı gibi kullanıyordu. Annem ya çamaşır suyunun yüce mikroplar aşkına kutsal bir temizlik maddesi olduğunu düşünüyor ya da gerçekten bağımlısı yoksa bu kadar sevgi biriktirmesinin, uzak duramamasının bir nedeni olmalı.  Aslında bir içse rahatlayacak ama kendisi koklamayı tercih ediyor.

Annem arıyor. Uyuyakalmışım, elimde metal yok.  Newton'dan çok gerideyim zihnim bom boş, Saat 14.35. Telefonu açmadım. Ayağa kalktım gözlerimi ovuşturdum, bir işe yaramadı. Yüzümü yıkayıp evde turlamaya başladığım sırada annem tekrardan aradı .

“Yakınlarda mısın bir şeyler alacağım gelsene Emrah’a…”

Uyuduğumu anlamaması için fazla konuşmadım. “Tamam.” Deyip kapattım. 

Annemi, içerisindekiler ezilmesin diye uygulanan kombinasyonu çözmem mümkün olmayacak pazar arabasıyla görmemle bugünün cumartesi olduğunun farkına varıyorum. Annem cumartesi günü pazara çıkar beğenmediği ya da eksik olan ürünleri de marketten alır haftalık mutfak alış verişini tamamlardı. Normalde pazara beni de çağırır fakat bu ara derslerime odaklanmamı istiyor. Annem günün ilk ışıklarında mı pazara çıktı diye düşünürken hatırladım. Öğlene kadar çalıştım 15 dakika mola verdiğim sırada annem dışarı çıkmış ben ise 150 dakika uyuyakalmıştım.

Sonuçta ders arası mola kuramı gerçekleşti fakat başarısız diyebiliriz. Uyku düzenini atlayıp ikinci aşamaya geçebiliriz. Üniversitede okuyan kuzenimin dediğine göre Mat 1’den kalsanız dahil Mat 2 dersini alabiliyormuşsunuz. Ben de direkt sonuç odaklı başarıya koşacağım. Mesela bu da ikinci hikaye ama birinciyi okumadan da okuyabiliyorsunuz.

Kasada, yürüyen küllük Sadri abinin Emrah abiden iki paket uzun L&M istemesiyle tamamlanan rutin alış verişin ardından sıra bize geldi.

Poşetleme biterken annem sordu. “Borcumuz ne kadar?”

“Emma kartınız var mı?” Dedi Emrah abi.

“Watson mu?” Dedim

“Alışverişlerde indirim sağlıyormuşuz. Bak burada yazıyor.” Emrah abinin  kendisi bile haberdar değil olaydan.

Annem broşürü bana uzattı. “İlk 100 liralık alışverişinizden sonra 3 kere daha 100 liralık alışveriş yaptığınızda %5’er’den toplamda %20 indirim kazanarak her ayda dört, yılda kırk sekiz kere gelmenize gerek yok, yirminci gelişinizde 100 lira biriken Emma paranızı marketinizden isteyiniz. Kartınızı kayıt ettirdiğiniz anda size özel kampanyalar ve indirim fırsatları da beraberinde geliyor. EMMA burası sizin mahalleniz.”

Çocukları göstererek "dikkat et " dedim imalı bir şekilde “bu mahallede oyuncu kartıyla da alışveriş yaparlar.”

“Merak etme kameralar çalışıyor.” Kesik kesik öksürerek duman sahası ciğerlerinin vasıtasıyla kahkahasını attı. Emrah abi Migros’a kafa tutarak marka olma yolunda samimi bir şekilde ilerliyordu. 

Annem formu doldurmaya çoktan başlamıştı bile. Emrah abi pek bir şeyden çaktığı yok işletme okuyan kızında vardı cevher. Alışveriş yapan insanın bilgilerine ulaşıp ekonomik verimliliğini arttıracak. Bu kız ileride burayı süper markete çevirir, EMMA, EMMMMA olur. Sonra patentini alır isim hakkını satar, zincir kurar. Neyse ne bana mı kaldı? Bu kadarını kendileri de düşünmüyordur. Benim büyük oynamam, yarışa ortak olmam, zihnimi boşaltmam lazım. Saatler eriyor ve belleğin azmi daralıyor.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!