Camekâna yanaşıp yumruğu yapıştırdı.

Altın yaldızlı duvar kâğıtlarıyla kaplanmış salonun ortasında, camekânın içinde ‘Mona Lisa’ tablosu sergileniyordu. Salonun kapısı açıldı. İçeriye gece bekçisi girdi. Kapıyı kapayıp duvardaki panonun kapağını açtı. Tuş takımının renkli düğmelerine basıp alarmı çalıştırdı. Spot ışıkların gücünü azaltıp ortamı kararttı. Etrafına baktı. Yüzünde kömür çuvalı dolu kamyonu boşaltmış adamın yorgunluğundan vardı. Adımlarını neredeyse sürükleyerek atıyordu. Homurdana homurdana tablonun karşına yerleştirilmiş masasına geçip oturdu. Kollarını kovuşturup ayaklarını masaya uzattı. Gözleri ‘Mona Lisa’nın gözlerine takılıyordu. Başını farklı bir yöne çevirse de kısa bir süre sonra tekrar gözlerine bakıyordu. Sanki hipnotize olmuştu. Esnemekten ağzı yarılacaktı. Saatine baktı. “Offf ya! Sıkıntıdan patlayacağım,” derken yavaş yavaş uykuya daldı. Kolları göbeğinin üzerinde inip kalkarken büyük bir patlamayla kapı havaya uçtu. Dalga dalga yayılan basınç bekçiyi geriye doğru fırladı. Salon duman altı olmuş barut kokusu boşluğu doldurmuştu. Dumanın içinde iri yarı bir adam belirdi. Camekâna yanaşıp yumruğu yapıştırdı. Camekân tuzla buz oldu. Bekçi yerden kalktığında hırsız başını çevirdi. Bekçi kendisine meydan okuyan genç aslana kükreyen ihtiyar aslan kadar öfkelendi. Kaşlarını çattı, dişlerini sıktı. Kemerinden copunu çıkardı. Hırsız gardını aldı. Salonda siren sesi duyuldu. Kocaman bir gülümsemeyle uyuyan bekçinin gözleri dört açıldı. Tablonun yerinde yeller esiyordu. Bekçi büyük bir pişmanlıkla yüzünü ovuştururken “Offf ya!”


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları