Böyle ne kadar süre geçti, yani kaç dakika ya da kaç saat uyudum? Hesabını çıkaramıyorum. Vızıltılar duyuyorum, gözlerimi açtım. Sanki hiç uyumamış gibiyim. Vızıltıya sebep olanı/olanları da gördüm: İri bir kara sinek ve bir sarıca arı.

Ben zırvalıyor muyum? Bana göre hayır da, başkaları için cevap “evet” olabilir. Bir yazar çağımızın hastalığının “zırvalamak” olduğunu söylüyor. Öyleyse buna göre, zırvalıyorsam ben de hastayım demektir. Zırva denilince aklıma;  martaval, boş, saçma sapan, anlamsız, palavra, uydurma, gereksiz, akla aykırı sözler geliyor.  Bu sözler arasında da küçük de olsa mutlaka bir fark vardır. Mesela “martaval atıyor”  dediğinde konuşmanın içinde palavra türü ifadeler olduğunu anlıyorum; ama aynı konuşmaya “zırvalıyor” dersem bu anlamı ifade etmiş olamam.

Uykum geldi. Hayret! Gözkapaklarımın üzerine bir ağırlık çöktü; sanki kilolarca yük binmiş gibi. Kapattım gözlerimi, açmak istiyorum açamıyorum. Beynim faaliyette, gözlerim uykuda. Garip bir durum. İçim geçmeye başladı, kaygan bir zeminde kayıyor gibiyim, hayaller birbirini kovalıyor; sonrasını hatırlamıyorum. Uyumak bu galiba!

Böyle ne kadar süre geçti, yani kaç dakika ya da kaç saat uyudum? Hesabını çıkaramıyorum. Vızıltılar duyuyorum, gözlerimi açtım. Sanki hiç uyumamış gibiyim. Vızıltıya sebep olanı/olanları da gördüm: İri bir kara sinek ve bir sarıca arı. Sinek kömür karası arı da  turuncu renginde. Arı sineği kovalıyor, yakalarsa ne olacak? Hiç. Çünkü onlar oyun oynuyorlar; kovalamaca. Sinek perdeye konuyor, arı da; ikisi birden perdenin üzerinden yere düşüyorlar; biraz debelendikten sonra önce sinek uçuyor sonra peşinden arı. İkisi de kafamın üzerinde tur atıyorlar, daha sonra sinek gardolabın üzerine konuyor arı da oraya yöneliyor.

-Defolun gidin odamdan, lanet şeyler? diye bağırıyorum.

-Gitmezsek n'olacak diye, ikisi bir den cevap veriyor. Sinek gibi ezer misin, sarıca arı gibi sokar mısın?

Gene ilkokula gittiğim bir zamandı. Bir bahçeden ceviz çalarken sahibi tarafından yakalanmıştım. Adamı ağacın altında bana öfkeyle bakarken görünce dizlerimin bağı çözülmüş, felçli bir insan gibi olmuştum, kıpırdayamıyordum. Adam bağırarak inmemi emrediyordu, inemiyordum. Dakikalarca donup kaldım, öylece bekledim. Adam öfkeden kuduruyordu, ağzından köpükler saçarak yerden taş alıp bana  atmaya başladı. Bedenimi ağaçtan aşağı salmaktan başka çarem yoktu, öyle yaptım. Neyse ki ayaklarımın üzerine düştüm ve düşünce de ayaklarıma can geldi. Adam beni kulağımdan yakaladı.

-Seni bir sinek gibi ezeyim mi pis hırsız? dedi.

Gözlerimin önünde koca bir kara sinek canlandı, adam ayağı ile üzerine bastırdı; “cırck” diye bir ses çıktı. Adam ayağını kaldırınca kan, kurt karışımı iğrenç bir şey vardı yerde.

Kulağımın kopma riskini de göze alarak bütün kuvvetimle kafamı çektim, adamın elinden kurtuldum. Kaçtım, kaçtım... Eve az kala yoluma yaşlı bir teyze çıktı.

-Neden kaçıyorsun, niçin böyle koşuyorsun oğlum? Diye sorup önümü kesti. 

Zaten canım burnumda, engellenmek beni iyice kızdırdı:

-Sana ne be, sana ne moruk! Diye haykırdım kadına. O da bana:

-Sarıca arı gibi insanı sokuyorsun. Böyle yapma oğlum, dedi.

Devam edecek...


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları