Küfür etmek, haksızlık yapmak, insanlara eziyet etmek, sözünde durmamak, içki içmek, zina yapmak, yetim hakkı yemek, haram yemek, anaya babaya asi olmak, onları dövmek, emanete hıyanet etmek, ölçü ve tartıda hile yapmak, mirasçılardan mal kaçırmak, cimrilik..

Günahkârlar sokağındayım. Buraya nasıl geldim? Birileri getirip “Senin yerin burası!” deyip atmış olmasın? Tamam, ben günahkâr olduğumu biliyorum da bunu yüzüme vurmanın, hatırlatmanın ne gereği var? Hem günahkâr olmak kötü bir şey değil ki. Cezası mı var? Aslında yok da, varsa bile çekerim. 

Sokak, atılmış günahlarla dolu. Gelen geçen atıp gitmiş; böylece güya günahlarından kurtulmuşlar; en azından hafiflemişler! Ya da onlar öyle sanıyorlar. Belki de sanmıyorlar da gerçekten atma, onlardan kurtulmayı sağlıyor! Elimde bir çuval var, nereden ve neden aldıysam! Yerlerdeki günahları toplayıp çuvalın içine doldurmaya başladım. Çeşit çeşit günahlar: İlki yalan söylemek, sonraki insan öldürmek ve devam ediyor: Dedikodu yapmak, çalmak, tecavüz, iftira atmak, kibirlenmek, livata, rüşvet almak, iyiliği başa kakmak, riyakarlık, kumar oynamak, nankörlük. Hele şükür bitti, dedim; bitmemiş. Az ileride başkaları da var: Küfür etmek, haksızlık yapmak, insanlara eziyet etmek, sözünde durmamak, içki içmek, zina yapmak, yetim hakkı yemek, haram yemek, anaya babaya asi olmak, onları dövmek, emanete hıyanet etmek, ölçü ve tartıda hile yapmak, mirasçılardan mal kaçırmak, cimrilik... Ne kadar da çok günah varmış!

Çuval dolmak üzere, elde taşımak zorlaştığından sırtıma aldım. Zorlanıyorum. Günah görünce çuvalı sırtımdan indirip ağzını açıp günahı içine koyup tekrar çuvalı sırtıma almam gerekiyor. Belim iki büklüm yürüyorum. Birkaç tane daha alıp toplamayı bırakıyorum. Aslında daha çok var. Bir de bu günahların büyüğü ve küçüğü varmış. Hangisi büyük hangisi küçük bilmiyorum. Bilsem, büyükleri alıp küçükleri bırakırdım. Hem büyük ve küçük diye sınıflandırmanın ölçüsü ne ola ki?

Toplamayı bırakıp yoluma devam ederken yanından geçtiğim günahların hepsi ardıma takılmazlar mı? Ben önde günahlar arkada gidiyoruz; tıpkı fareli köyün kavalcısı gibi. 

Şehrin merkezine gelince durdum. Geniş bir meydan, etrafında sıralanmış lokantalar, mağazalar, bürolar ve bir köşeye sıkışmış küçük bir parkta oyun oynayan üç küçük çocuk. Büyükler mi? Tabii onlardan da çok var. Yürüyen, koşan, mağaza vitrinlerini seyreden, münakaşa eden hatta yumruklaşan büyükler... 

Sırtımdaki çuvalı yere indirdim. Ardımdaki bütün günahlar etrafımı sardı. Ortalık insan dolu ve herkes bana bakıyor. Kavga edenler bile benim yüzümden kavgalarını bıraktılar. Merak eden de var içlerinde acıyan da. Öyle ya belki “bu adam ne kadar çok günah işlemiş böyle” diye de düşünüyorlardır. Onlara bir sürpriz yapmaya karar veriyorum: Çuvalı ters çevirip boşaltıyorum. Günah, günah, günah... Her tarafta günah. İnsan topluluğu önce şaşırıyor, sonra paniğe kapılıp kaçmaya başlıyor ve tabii ne kadar günah varsa bunların hepsi de onların peşinden koşuyor. Kaçarken düşenler, düşenleri çiğneyenler, bir tarafları yanmış ya da kesilmiş gibi çığlık atanlar... “Günahtan kaçıyorsunuz, günahtan korkuyorsunuz ama günah işlemekten de kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Günahları attınız ve kaçtınız; kurtuldunuz mu? Bence kaçmayı bırakın, alın karşınıza günahlarınızı ve konuşun; mutlaka bir uzlaşı yolu bulacaksınız.” Diye bağırsam da beni duyan kim?

Parktaki çocuklar günahların kovaladığı büyükleri görünce oyunlarını bırakıp onları seyretmeye ve kahkahalarla gülmeye başladılar. Gülmekten katılıyorlar. Bu uzun sürmedi, biraz sonra gülmeyi bırakıp tekrar oyunlarına döndüler. Çünkü günah onlar için hiç bir anlam ifade etmiyordu, onlara öylesine yabancıydı ki...

                                                     ● ● ●

(Devam edecek...)


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!



Facebook Yorumları