“ İnsan sevmediği ölçüde güçlüdür, büyüktür” demişti.

GENÇLİĞİM EYVAH ROMANININ EDEBİYAT SOSYOLOJİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ 

TARIK BUĞRA

Yazar 1918 yılında Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu(1936). İstanbul Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerine devam ettiyse de hiçbirini bitirmedi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesine girdi ancak son sınıftan ayrıldı. Hayata atıldı. Akşehir’de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı(1947-1948). İstanbul’da Milliyet (1952-1956), Yeni İstanbul (1960-1966), Yol (Haftalık, 1968), Tercüman (1970-1976) gazetelerinde sanat sayfası düzenleyiciliği, fıkra yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde haftalık yazı yazdı. İstanbul’da öldü.

  Tarık Buğra hikâye ve romanlarıyla Türk edebiyatının dönemeçlerindendir. İlk hikâyelerinde Türk entelektüelinin bunalımlarını, yerli değerler karşısındaki tavrını sergiledi. 

KİŞİLER

İhtiyar: Her türlü gizli örgütlenmeyi yapan, devlet içinde devlet kuran biridir

Delikanlı ( Raşit): Taşralı bir gençtir. İstanbul’a üniversite okumaya gelir.

Güliz ( Sıdıka): İhtiyarın küçük yaşlarda yanına alıp yetiştirdiği bir kız.

Felsefe Öğretmeni: Kitapta çok yer almasa da ihtiyarın gizli işlerini yapan izlenimlerini ona rapor eden birisidir.

Filinta Delikanlı: Kitapta çok yer almaz. Raşit’in ihtiyarla yakınlaşmasına sebep olur.

ÖZET

  Kitap olayın sonundan bir kesitle başlar ve sonrasında ana karakterlerden İhtiyarın hayatıyla devam eder. İhtiyar Darülfünundan mezun olduğu gün evlenmiştir. Bir şeyhin oğludur. Ne babası gibi dine yakın bir yapısı vardır ne de vatanını seven bir gençtir. İhtiyar Fransız işi olarak gördüğü özgürlükten yana değildir ve eşi üç aylık hamileyken bazı işlere girişir. İttihat ve Terakkinin üç adamını öldürmeyi planlar. Sonrasında bu operasyon başlamadan tepelenir. Jurnal edilmişlerdir. Jurnalci de eşi dâhil öz bacanağıdır. Çok sevdiği karısı bir gün bacanağına gülümseyince sevmenin hiçbir şeye yaramayacağının farkına varır. 

“ İnsan sevmediği ölçüde güçlüdür, büyüktür”

 Baldızına ilgi gösterir ve her işini ona yaptırır. Baldızı ilk gerilla sanığı olmuştur. Ona dört elle sarılır. Bu durum bacanağını çileden çıkarır. Adam hiç öyle yaratılışta olmadığı halde kendisinin de içinde bulunduğu suikast girişiminden bir gün önce jurnale sürüklenir. İhtiyar ile adamları yakalanırlar. Darağacının ilmiği boyunlarındadır.

 İhtiyar kurtulur ve serbest kalışın arkasında karısı vardır. Bir tür iddialar ortaya atılır ve eşi onu kurtarmak için birileriyle yatağını paylaşmıştır. Bu iddiaları duyan İhtiyar deliye döner ve eşini zehirleyerek öldürür. Ve kendini haklı çıkarmak için şunları düşünür: 

 

 “SEVGİ... Her türlü ve her çeşit duygu bağı; özellikle de minnet, hatta teşekkür duygusu kişiliğin teslim bayrağıdır… Prangasıdır; yok oluşa sürüklenişidir.”

 

İhtiyar sonrasında İzmir suikastını planlar. O olay sonucunda ezilen birçok değerli insandan bahsederken şunları söyler:

  “Bu mendeburlar değerli idiler ve dürüsttüler; halk da onları çok seviyordu ve sayıyordu. Ve bu mendeburlar koltuk moltuk da istemiyorlardı. Aksine Gazi Paşa’ya bağlı idiler ve devlet adına bel bağlıyorlardı ona. İstedikleri biricik şey, Paşa’nın çevresindeki ve hükümetindeki kötülerin ve beceriksizlerin ve yutucuların temizlenmesi idi.”

 İzmir suikastının ardından üniversite reformuna el atar İhtiyar ve aynı zamanda Sersemlikleri Koruma ve Geliştirme Vakfını kurar. Ona faydası dokunacak ve onun işlerini halledecek kapasitede kişileri burada kendine göre yetiştirir. 

 İhtiyar’a göre “ budalalıklar, sersemlikler, aptallıklar, bilgisizlikler ve namussuzluklar ve oburluklar, çabucak özenti konusu olur, hızla bulaşır, bütün modalardan çabuk yayılır.” O da bunları yaymak istemektedir; halkın özellikle de gençliğin düşünmesini engellemek için elinden gelenin fazlasını yapmaktaydı. Eğitim ve öğretime de el atmıştı ve gereksiz ders içerikleriyle öğrencilerin aklının işgal edilmesi planlanıyordu.

 Siyasette de gizli örgütlenme kuran ihtiyar, muhalefeti de kendi isteklerine göre şekillendirmiştir.

 “ Muhalefet konusu içinde püf desen uçacak bir ün sağlamak ve ilerde kıytırık bir yer edinmek için muhalefet! Mıymıntı bir çıkar için muhalefet ve şan için, şeref için, halkın yararı için muhalefet?”

 “Onda her şey dehasını ispatlamak hırsındandı ve bu faşizm oyununun “mükemmel” bir deha eseri olduğunu alçakgönüllülükle kabul ediyordu: Bir büyük propaganda ve güç cephesi, gün gelecek, işine gelmeyen bütün anlayış, tutum ve inançları faşist diye damgalayacak, böylece de kendisi başta her şeyi saçmalaşacaktı.”

 Bütün bunlar olup biterken Kandilli sırtlarındaki köşkünü İhtiyar, ancak FBI veya KGB’de görülebilecek bir biçimde, bir haber alma ve savunma merkezi haline getirir.

 Bir gün feribotta giderken yardım toplayan küçük bir kız çocuğunu görür. Bu küçük kız onun ilgisini çeker ve onun ailesini araştırır. Kızın adı Sıdıka’dır ve babası yoktur. Annesi onu bir şebekenin ayak işlerine vermiştir. Sıdıka okulundaki zengin kız çocuğu Güliz’den intikam almak için adını İhtiyar’a Güliz diye söylemiştir. İhtiyar kızın annesini bulur ve ondan büyütmesi için Güliz’i kendisine vermesini ister. 

 İhtiyar Güliz’i himayesi altına alır ve onu kendi istediği şekilde yetiştirir. Güliz büyüyünce çok kişiyi Güliz’in tuzağına düşürerek kendi örgütlenmesinin içine çeker.

 Delikanlı, Orta Anadolu’dan İstanbul’a üniversite okumaya gelir. Geldiği gün ilk dersteki hocası İhtiyar’dır. İhtiyar daha ilk günden Delikanlı’ yı gözüne kestirir. İhtiyar uzun süre daha Delikanlı’ yı göremez. Raşit askere gider 3 yıl sonra geri döner. İhtiyarla yolları öğretmenlik yaptığı okuldaki bir olay yüzünden felsefe öğretmeni sebebiyle kesişir. İhtiyar her zamanki mekânı olan lokantaya onun düşmesini ister. Bir gün Raşit üniversite bahçesinde kitap okurken bir grup genci görür. Gençler gülüşe konuşa yakınına gelirler. Aralarında yarış yaparlar ve bir vesileyle Delikanlı da aralarına katılır. Grup içindeki Filinta delikanlı onunla bir iddiaya girer. Raşit oyuna kazanırsa Filinta delikanlı onu yemeğe götürecek, eğer Filinta delikanlı oyunu kazanırsa Raşit onu yemeğe götürecektir. Sonunda Raşit oyunu kazanır ve ödül olarak “lokanta’’ya gider. ‘’Lokanta’’da İhtiyarı görür ve İhtiyar’ın ona ilgi gösterip konuşması hoşuna gider. 

 Aradan zaman geçtikten sonra İhtiyar ile Raşit daha çok bir araya gelmeye başlarlar. Ama Raşit onunla konuştukça onun ne kadar kişiliksiz biri olduğunu fark eder ve ondan soğumaya başlar. Onu kendi boyunduruğu altına sokamayan İhtiyar, Güliz’le alt etmeye çalışır.

 Güliz’le bir resim galerisinde karşılaşan Raşit onunla daha sık konuşmaya başlar. Sürekli buluşmaya başlarlar. Güliz ona onunla İhtiyar’ın bir oyunu sonucunda karşılaştığını ama ona âşık olduğunu, İhtiyar’ın bunu bilmemesi gerektiğini söyler. Çünkü İhtiyar’ın dünyasında aşk yoktur ve âşık olan elemanlarını ortadan kaldırır. Onlar da oyun içinde bir oyun kurarlar ve İhtiyar’dan gizli gizli Güliz’in gizlice kiraladığı evde buluşurlar.  Oyun gereği ayrılırlar ve Güliz yeni avların peşine düşer. Bir doçentle görüşmeye başlar.

 Raşit bu oyundan çok sıkılmaya başlar. İhtiyar’a nefreti, kini gün geçtikçe artar.

İhtiyar Raşit’e istemeden de olsa onun ısrarları neticesinde bombalı eylem görevini verir. Raşit konsolosluğa bomba bırakacaktır. Ama ondan öce Güliz’le konuşur. Bu konuşma her şeyi değiştirir. Raşit bombayı bir gazinoya koyar. Aynı anda iki patlama olur biri gazino da diğeri de konsoloslukta meydana gelmiştir. İhtiyar Raşit’e güvenmeyip başka adamlarına bu işi yaptırmıştır. Bu işin sonucunda Raşit Güliz’in gizli evinde saklanmaya başlar. Yine de yerinde duramaz. Artık Güliz de dayanamayacak noktaya gelir ve İhtiyar’ı öldürmeyi planlar.

 Günün birinde İhtiyar Güliz’e bir şişe zehir vermiştir. Güliz bu zehirle onu öldürmenin bir yolunu bulmak ister. Bir gün köşke uğrar, İhtiyar orada yoktur, zehiri alır ve bağ evine uğrar.

 İhtiyar Güliz’i gördüğüne sevinir. Güliz, İhtiyar’a ıhlamur kaynatır ve zehiri içine döker. Güliz bağ evine gelmeden bir benzin istasyonundan Raşit’i aramış onun sesini duymak istemiştir. Geri arama yapan Raşit benzin istasyonundaki görevliden orasının neresi olduğunu öğrenmiştir. Bu Güliz’in yaptığın bir hatadır.

 Raşit hemen bir otobüse binip yola çıkar. Raşit’in geldiği sıralarda İhtiyar zehirli ıhlamuru içer ve Raşit İhtiyarın iki adamını vurur. İhtiyar da zehirlendiğini anladığı sırada Güliz’i vurup öldürür. Ve olay yanlışlıkla oldu diyerek gazetelere düşer. Raşit olayın sonunda cenaze günü şunları düşünür:

“ Kalabalığın arasında üçer, beşerli, kızlı, oğlanlı genç grupları da vardı. İşte onların yüzlerinde bir şeyler okunabiliyordu; hem birbirlerine karşı hem de herkese ve dünyaya karşı! Onları hala o mu? Şu tabutun içindeki mi yönetecekti? Onları ve öteki yaşlı başlı, saygın ve ağırbaşlı insanları?

ZAMAN VE MEKÂN

 Zaman: Birinci Dünya Savaşı yılları ile başlayıp 1935, 1950 ve sonraki zamana kadar geçen bir zaman arasıdır.

 Mekân: İstanbul’da Boğaziçi’nin Anadolu yakasında bir köşk, Güliz’in evi ve lokantadır.

DEĞERLENDİRME

Kitap uzun bir dönemi İhtiyar’ın gözünden okuyucuya aktarır. Yer yer doldurma bölümler vardır ve bunlar romanın akıcılığını törpülemiştir. Sayfalarca İhtiyar’ın konuşmaları yer almıştır. Tarık Buğra kendi sözlerini, söylevlerini İhtiyar’ın ağzından aktarmıştır. Bu uzun konuşmalar romanın gerçekçi olmasının önüne taş koymuştur. Açıkçası, İhtiyar haricindeki bölümler daha akıcı iken onun olduğu bölümler ders kitabı gibi yazılmıştır. Sanki karşımızda birisi bize siyaset tarihi anlatıyor gibi gelmektedir. Namık Kemal’e, Fikret’e, Marks’a, Lenin’e, Troçki’ye ve daha birçok isme gönderme yapılır. 

 Raşit ve Güliz aşkı da öyle çok büyülü bir aşk değildir. Hasarlı bir aşktır ve tam olarak bir güven sağlayamazlar.( Özellikle de Raşit’in güvensizlikleri)

 Roman sonlara doğru bir akıcılık gösterir gibi olmuş (tam bir roman özelliği göstermese de) ve sonu bir polisiye roman gibi bitmiştir. Ama sonunun bir aceleye getirilip bittiği hissi göz ardı edilemez gibi gelmektedir.

 Roman önemli meselelere değinmesi açısından önemlidir, ancak tam olarak başarılı olduğu söylenemez. Çünkü roman eğer gerçekten roman olarak yazılmayıp yazar kendi düşüncelerini benimsetmek için romanını bir araç olarak görüp yazmışsa, o romana bir sanat eseri gibi bakılması doğru olmamaktadır. Bu durumda ortaya bir propaganda aracı çıkmış olmaktadır. Tıpkı N. Hikmet’in bazı şiirlerinde olduğu gibi.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları