Dini hassasiyetler ve kullanımlar...

HAVLUCU BABA

Mahallemi severdim. İçiçe geçmiş evleri, patika benzeri daryolları ister istemez sakinlerini birbirine yakınlaştırırdı.Erkekler dev çınarın gölgesindeki kahvede çaylarını yudumlarken, kadınlar her evin girişindeki eşiklerde kapı önü dedikodularını yaparlardı. Hiçbir şey gizli kalmaz, mutlaka tartışma konusu yapılırdı. Sıradan sayılırdı belki yine de bize özeldi. Mahallenin en görkemli yapısı ise camimizdi. Sadece cumalar ve bayramlarda dolardı ama şadırvanı, kahvesi,alttaki dükkanları ve güzel bahçesiyle mahallemizin iftiharıydı. Bütün çocukların oyun için, bahçesi önemli alternatif olan okulumuz ise aksine bir o kadar bakımsızdı.

Mahallemizin o günlerde revaçta olan dedikodusu Kentsel Dönüşüm mevzusuydu. Kimileri güzel evlere kavuşacakları günleri iple çekerken kimileri de mahallenin modern denilen hayata kurban edileceğini düşünüyor, aynı zamanda kendilerine de çok az daire verildiğini söylüyordu. Bu işe kalkışanların başını“Tokgöz” lakabını niçin taktıklarını hala çözemediğim muhtar Şadi çekerdi. Hafta sonlarını mahallemizin sınırlarına dayanmış koca binaları gizli ortağı olduğu söylenen Müteahhit Cengiz abiyle seyrederek geçirirdi. Yüksek yapılara, geniş parklara, modern giyimli insanlara hayran kalır, pek çoğu gibi zenginlik hayalleri kurardı. Dönüşümün karşısında ise ihtiyar heyetindeki gerçekten ihtiyar olan bir aza ve babam gibi mahallenin yok olacağını düşünenler vardı. Bir de temkinli yaklaşan grup vardı ki, başlarında camimizin imamı Abuzittin Efendi yer alırdı. Bazı hallerde bu tür değişimlerin dinen bir sakıncası olmadığını, zamana ayak uydurmanın mecburiyet olduğundan bahsederken bazen de “modern evlerde yaşayalım derken ahlaki çöküntüye uğramayalım” şeklinde vaaz verdiği olurdu.Dönüşümcüler, bu tavırlarını mahallede ev sahibi olmayıp kiracı olduğundan hak sahibi olamamasına bağlarlardı.

Her akşamüstü mektepten sonra yakın arkadaşım Alp ile mahallenin tam ortasında yer alıp gizli yerimiz olan sahipsiz,eski, tek katlı bir gecekondunun bahçesinde oynar, sohbetler ederdik. Son çıkan dedikodu oldukça canımızı sıkmış,keyfimizi kaçırmıştı. Daha çocuktuk ve buralardan ayrılmak istemiyorduk. Herkes “Dönüşümcü” veya “Bizden” şeklinde yaftalanıyor ve açıkcası korkuyorduk. O günlerde bahçenin gediklisi, yarı uysal kedimiz Sarman'ın ölmesi iyice canımız ısıkmıştı. Hatta cenaze töreni dahi yapmıştık can dostumuza.Aşağı dere kenarında bulduğumuz eski siyah çakılları ve büyükçe bir kayayı mezar taşı olarak yerleştirdik başucuna.Mezarın büyüklüğü tartışma konusu olabilirdi ancak getirdiğimiz taşlar fazla gelmiş, dizdikçe uzamıştı boyu. O günden sonra kedimizin mezarını eşip düzeltmek, çiçek dikmek,taşını çivi ile kazıyıp garip şekiller yapmak her gün yaptığımız rutin işler haline geldi.

Mahallede ise Dönüşümcüler ve karşıtları arasındaki kavga günden güne büyüdü ve ürkütücü bir hal aldı. Başta bizden olan kabadayımız Abuzer abi bile paraya dayanamayarak karşı tarafa geçmiş ve tehditler dahi savurmaya başlamıştı. Mahallede arada bir görmeye alıştığımız Müteahhit Cengiz, hemen her gün gözümüze soktuğu lüks aracı ile Tokgöz muhtarla beraber ortalıklardan eksik olmuyordu. Ailem ise duruma çok üzülüyor ve şimdiden nerede kirada oturabileceklerini tartışıryorlardı.

Bir gün yine okul çıkışı mekanımıza uğramıştık.Ergenliğe geçtiğimizden midir bilinmez, artık çocuk oyunlarını bırakmıştık. Kedimiz Sarman'a dua ediyor, ufuktaki yüksek binalara bakarak kızları çekiştiriyorduk.Son dersimiz olan Beden Eğitimi'nden çıkmış, yağmurun ardından gelen lodosla da biraz daha terlemiştik. Kulakları çınlasın, annemin çantama koyduğu havluyu sırılsıklam olduğundan çıkarıp Sarman'ın mezar taşına asmıştım. O sırada yoldan salınarak geçen ancak son zamanlarda sebebini anlayamadığım bir şekilde süzdüğüm, bize göre mahallenin en güzel kızı Fadime ve arkadaşı Atike''nin peşine düşmek zorunda kaldığımızdan havluyu orada unutmuştum. Fadime ilginç bir kızdı. Kendisine göbek adı olan Semiramis denmesini ister ve her fakir mahalle kızının rüyasını gördüğü gibi zengin biriyle evlenip buraları terk etme sevdasına düşmüş olsada bizimki de bir umuttu hani.Kızlarla konuşma çabalarımız sonuç vermese de, yolda rast geldiğimiz imam Abuzittin efendinin her zaman verdiği nasihatlar da mahallede hayat belirtisiydi bizim için.Zaten imam efendi yaz kuran kursunda sorduğum sorulardan dolayı beni sevmez ve bunu yakaladığı her fırsatta hissettirirdi.

Bir keresinde okuldan çıkıp mekana uğramak istediğimizde Alp ile şaşkın vaziyette birbirimize bakakalmıştık. Bahçeye girdiğimizde bir teyzenin bizim kedinin mezarında dua ettiğini gördük. Sonraki günlerde de aynı teyzeye rast gelmiş, niçin orada olduğunu sorduğumuzda cevap alamamıştık. Ertesi gün mahalledeki hayatımızı etkileyecek kadar büyük ancak kendisi küçük bir trafik kazası oldu aynı yerde. Bir dozer freni patladığından gecekondunun duvarını yıkarak ancak durabilmişti.Şöför şanslıydı ki kimse yaralanmamış hatta bizim mezara da bir şey olmamıştı. Kazadan sonra bizim bahçenin müdavimleri artmış, dedikodular almış başını yürümüştü. Mahalledeki teyzeler mekanımızı bütün gün işgal edip dua ediyorlardı.Geçmişte orada unuttuğum kirli havlu da yok olmuş ve her gün değişik renklerdeki diğerleri konulmaktaydı. Durumu yadırgasak da bizim mezarın yatır muamelesi gördüğünü anlamıştık.Kahvede ve okulda duyduğumuz hikayeler küçük dilimizi yutturacak boyutlara varmıştı. Orada yüzyıllar öncesinden “Havlucu Baba”adında muhterem bir zatın yattığından, geceleri değişik sesler ve hayaletlerin dolaştığından bahsedilir olmuştu. O dozer dahi koskoca duvarı yıkmış ama mezara bir şey yapamamıştı. Alp ile beraber başlarda gülüyor ve ciddiye almıyorduk tabii. Ancak her geçen gün ziyaretçi sayısının artmasından ve duyduğumuz pek çok hikayeden ürker olduk. Üstüne İmam Abuzittin Efendi'nin belediyeye başvurması ve mezarın yatır olarak düzenlenmesini istemesi de tuz biber olmuştu. Önce mezarın dualar eşliğinde etrafı beton perde ile örüldü. Üstü de çardak misali bir tür çatı ile kapatıldı.

Olaylardan Alp ile beraber hoşnut değildik. Küçüklüğümüzden süre gelen oyun mekanımız, saf insanların ilgisine kurban gitmişti. Oturup tartıştık ve durumu kimseye anlatmamaya karar verdik. Mezarın iki yönüyle mahalleye faydası dokunmuştu.Yatırdan dolayı mahalleye ziyaretler yoğunlaşmış, bakkal sayımız ikiye katlanmış hatta bir de havlucumuz olmuştu. Gelen gidenin hesabı yoktu. Mahalleli çok memnundu. Memnun olan bir grup daha vardı ki o da babamın dahil olduğu “Bizden” grubuydu.Zira yaşananlar büyük dönüşüm işini yavaşlatmış neredeyse bitme noktasına getirmişti. Artık bizimkilerin de yüzü gülüyordu ve Alp ile benim bunu bozmaya hiç niyetimiz yoktu.

Bir ay sonra bizim Sarman'ın mezarı tahayyül edilemeyecek bir hal aldı. Bahçedeki beton zemin önce granit daha sonra hayatımda hiç görmediğim bir çeşit mermerle kaplandı. Mezarın çevresi ithal mermerlerle değiştirildi ama benim çiviyle yazdığım kayaya dokunulmadı. Üzerindeki havlular ise her gün değiştiriliyordu.Bahçeye girenlere “Havlucu Baba” yazı desenli havlular satılıyordu. Bakımı bizzat İmam efendi ve hanımı tarafından yapılıyordu. Camide yatır için paralar toplanıyor ve günden güne bizim mekan şekil değiştiriyordu. Politikacısından mülki amirine kadar özel günlerde ziyaret edilir olmuştu. Son dedikodulara bakılırsa o gecekondunun sahibi bizzat İmam Abuzittin efendiydi. Kutsal mekanı başıboş bırakmama adına tanıdıkları vasıtasıyla sahibini bulmuş ve satın almıştı. Söylentilerin gerçek olduğu ise üç ay içinde gecekondunun yerine iki katlı bina yaptırmasıyla ortaya çıkmıştı. Sonuçta belediye tarafından korunmaya alınmış bizim Sarmanın mezarı “Havlucu Baba Türnesi” olmuştu. Mezarın bulunduğu alan tamamen kapatılıp bir kulübe misali dönüştürülmüştü. Aylar içinde mahalle sakinleri, büyük dönüşüm beklerken bizim mekanın ve çevresinin nasıl hızlıca dönüştüğünü izlediler. İmam Efendi'nin evinin alt katları dükkanlara dönüştü ve mahallemize birisi kardeşi olmak üzere havlucular, bakkallar ve dahi lokantalar katılmaya başladı. Çevresindeki evler de bir bir yıkılarak İmam Efendi'nin dönüşümünü takip ettiler.

Bu durumdan rahatsız olan grubun lideri Müteahhit Cengiz ise başına gelenlere inanamıyordu. Ortaklarına mahalleyi alacağına söz vermiş sadece iki hanenin tapusunu alabilmişti. Piyasadaki itibarı zedelenmiş ve bir işadamı olarak her zaman suçladığı muhtar Tokgöz Şadi'yi de sırf evi yatırın çevresinde diye kaybetmişti.Zira muhtar da lakabına yakışanı yaparak evinin ve bahçesini kaplayan arsasının tamamına altı dükkanlar olmak kaydıyla bina dikmiş ve dünyalığını kazanmıştı.

Can arkadaşım Alp'in yaptığı bir hataya kadar genel olarak mahallelimiz mutlu görünüyordu. Onüç yaşın verdiği coşkunlukla sevgilisi Atike'ye söylediği sırrımız önce kızın babasına, ordan Alp'in ve benim aileme yayılmasıyla durumu içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Bunlar da Alp'in sevgilisini yatıra götürmesi, kaidelere uymaması ve kızın korkmasından dolayı gerçeği ona anlatmasıyla başımıza gelmişti. Olay tüm mahalleye fısıltıyla ulaştı ve kazan kaynamaya başladı. Bütün mahalle “Aldatıldık, Rabbim bizi affetsin” naralarıyla çalkalanıyordu. Bunu fırsat bilen müteahhit Cengiz ilgili yerlere bizi ve başta İmam Efendi olmak üzere muhtar Şadi'yi şikayetetti. Bir akşam karakola babamla ifadeye çağırıldık. Komiser amca, durumu başta tebessümle karşılarken gelen telefonla ifadesini setleştirdi ve bizi uyardı. İki gün sonra aynı komiser bizi savcılığa götürdü. Saatler süren ifadenin ardından mahkemeye çıktık.Hakim amca, babacan görüntüsünün yanısıra gayet ciddi ses tonuyla ilgili maddeye ve yaşımın küçük olmasına binaen beni serbest bıraktı. Uzaktan akrabamız olan mübaşirin hatrına salondan ayrılırken babamla konuştu ve mahalleden ayrılmamızı salık verdi. İşte o akşam babamdan her zamanki azarların yanısıra ilk fiskemi yedim. Başta Abuzer abi olmak üzere mahallelinin üstü kapalı bazen de alenen tehditlerinden sonra aceleyle evimizi satarak uzak bir şehre taşındık.

Aradan on yıl geçti. Babalarımızın tartışıp küstüğünden beri arkadaşım Alp'i hiç görmedim. Şehire gelişimde ilk fırsatta mahalleye tekrar uğradım. Gözlerime inanamadım. Bütün mahalle gerçekten dönüşüme uğramıştı. Son kalan birkaç ev olmasa yolu bulamayacaktım. Her yer site ve gökdelen olmuştu.Bizim mekanı aradım durdum etrafta. Tahminlerime göre karşıdaki bloğun yerinde olması gerekirdi. Yaklaşırken “Havlucu Baba apartmanı” yazısını okudum. Alt katındaki dükkanların arasında küçük bir alan bırakılmıştı. Yanına geldiğimde yıllar önce bıraktığımız kedimizin mezarı yine lüks mermerle çevrili ve başında o kaya parçası olduğu halde duruyordu. Tek farkı havluların eski oluşuydu. Tebessüm edip bir dua okudum ve“Görüşürüz Sarman Baba” dedim. Ayrılmak üzereyken yukarıdan bir ses duydum ve kafamı çevirdiğimde Alp'i gördüm.Daveti üzerine yukarı çıktım ve birbirimize sarıldık.Eskilerden bahsedip gülüştük. Fakat biz ayrıldıktan sonrasına ait Alp'in anlattıkları, bendeki kahkahaları önce tebessüme ardından bir sessizliğe yöneltti. Babamın Bizden grubu'ndan olan,tartışıp ayrıldığı arkadaşı Alp'in babası meğerse bizim gecekondunun arkasındaki evleri satın almış ve dönüşümden tüm kardeşlere 4'er daire düşmüş. Çenesini kapalı tutamayarak sırrımızı açık ettiği sevgilisi Atike'yle evlenmiş. İmam Abuzittin Efendi olaylardan sonra uzak bir yere tayin edilmiş ve dayanamayarak istifa edip emekli olmuş. Müteahhit Cengiz abi işinde çok büyümüş, artık mahallemizdeki tüm projelerin yanısıra yollar hatta havalimanı bile yapıyormuş. Tokgöz Şadi hala muhtarmış ama Cengiz abiyle barışarak pek çok işinde taşeronluğunu, Abuzer abi ise milliyetçilik gömleğini bir yana bırakmış ve sakal bırakıp Cengiz abinin korumalığını yapıyormuş. Benim süslü Fadime'mi sorduğumda Alp'in doğrulmasından ve “Semiramis Hanım mı?” demesinden anladım ki, aynı zamanda Alp'in patronu olan zengin kocaya kavuşmuş ve üst mahallede villada oturuyormuş.

Alp ne kadar ısrar etse de akşam yemeğine kalmadım. Dönerken Sarman'a da uğrayıp metronun yolunu tuttum. Ayakta dalgın dalgın beklerken son inen yolcunun önümden kalkmasıyla bir koltuğa yerleştim. Meraklı bakışlar arasında bende oluşan küçük gülücükler zamanla yerini bol kahkahalara bıraktı. Tebessüm dolu bakışlarla bizim mezarlığın önünden geçerken, yıllar önce dürüstlüğün erdeminden bahsedip bu durumlara üzülen ve erken kaybettiğim babama “Rahat uyu babam! Temiz olan bizmişiz”dedim.


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları