Masal tadında...

Üç çocuğum vardı. Gözümün nurlarının birini savaşta diğerini koleradan kaybettim. Dışarı çıkmaya korkar olmuştuk. Bir gün karşı komşumuz küçük evladını çetelere kurban verdiğinde "Bu kadar" dedim. Her yeri kasvet kokan lanetli kasabadan uzaklaşmak için yollara koyulduk.Önde tüm yükümüzü ve son evladımızı taşıyan Karakaçan, yanında elleri nasırdan gözükmeyen cefakâr hatunum ve arkada kara kara düşünmekten alim olmama ramak kalmış olan ben.Aslında tekrar tamam olmuştuk. Zira her zaman ailemle bir tuttuğum eşeğim,hayatın zorluklarını taşımaktan sürekli gülümseyen hanımım eksik çocuklarımdı artık.

Ardı ardına gelen benzer tepeleri kah yürüyerek kah sürünerek aşan kafilemiz, görülen son serabın devamında mola verdi. Sarı tanelerle çevrili kurumuş bir kovuğun üstünde kalan azığımız tükendi. O sırada tok olduğumu söyleyerek kum deryasının içinde keşfe çıktım. "Sudan ne farkı var? İkisi de lebiderya"şeklinde iç geçirirken yere kapaklanıp o deryaya yuvarlandım.Yüzer gibi kumlarda kulaç atarken bir ses işittim:

-Başını kaldırma!

Doğrulmağa yeltenirken hiddetli ses bir daha:

-Başını kaldırma! Bana bakmanı tavsiye etmem. Kısaca soruyorum.Çıktığın bu yolculukta ailenden bir ferdi daha kaybedecek olsan kimi seçersin?

Şaşkınlığım tekrar korkuya döndü. Bu gelen neydi? Birkaç yıldır hayatıma musallat olan felaket tellalı mı? Sesin azametinden ürkerek " Kim soruyor?" bile diyemedim.

-Çok kaybım var. Rabbim dilerse hepsini alır ama onlara ihtiyacım var benim.

-Birini seçmelisin

-O halde hepimiz

-Niçin herkesten vazgeçtin?

-Şu anda küçük kızımın havlular ve süsler bağlanmış Karakaçan üzerinde gelin oluşunu ve hanımın da her zaman delidolu hallerinin aksine tatlı sert ağlayışını görür gibi oluyorum. Yaşamamız gereken çok şey var.

-Seçimini yaptın. Dua et ve başını kaldır.

Arkamda kimse yoktu. Aceleyle geriye dönüp tepeyi aştığımda başında hıçkırıklara boğulmuş hatunum, kızım ve genç bir adam olduğu halde eşeğimi yerde yatarken buldum.Matem havasının ağırlığı altında Karakaçan'ın ölüsüne baktım. Başı kızımın çeyizinden bir havlu ile örtülü idi. Genç adamın atının eğerinde de benzeri vardı.

Yıllar geçti. Civardaki bir beyin oğlu olan genç adama kızımı verdim.Aynı köye yerleştik.Artık daha huzurluyum belki ama bunda üzerimdeki yükün hafiflemesinin yanı sıra her sabah uyandığımda kullandığım o havlunun da payı çok büyük...


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları