Bütün keşkelerimi o soğuk yorgun hastane duvarlarında biriktirdim. Ağlamanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini de tam olarak burada öğrendim.

İNSAN EN ÇOK 9 YAŞINDA

Hastane kokusunun henüz bilinçaltıma nakşedilmediği zamanlardaydık. Daha açık konuşmak gerekirse soğuk sevimsiz hastane duvarlarıyla bilincim dahilindeki ilk konuşmam diyebilirim. Bilincim dahilinde diyorum çünkü doğumumu göz ardı ederek bu sonuca ulaştım. Henüz 9 yaşındaydım.O ana kadar hayatımdaki en büyük korku matematik dersinde öğretmenimin sorduğu soruyu doğru cevaplayamamaktı. Keşke büyüklüğü burada kalsaydı…

Annem tarafından öğretilen beyazın temizlik simgesi furyası, anneme serum takan hemşireler ve ara ara kontrole gelen doktorların üzerinde pek iğreti durmuştu. Beyaza ilk düşmanlığımı burada ilan ettim. O zamanlar ah Muhsin Ünlü ile henüz tanışmamış olmanın verdiği rahatlıkla anneme olan sevgi dolu ithamları bir bir sıralıyordum. En çok benim sevdiğimi düşünüp en çok benim üzüldüğüme çoktan ikna etmiştim kendimi. İnsan bazı yaşlarda gerçekten fazla bencil oluyor. Ve hatta birazda narsist. 9 yaşımda bencillik ve narsistlik karışımını çocukluk başlığına tıkıştırıp bir güzel sunmuştum. Ve o zamanlar gerçekten çocuktum. Öğretmenlerin hiç yemek yemediğini çünkü buna ihtiyaç duymadıklarını, dünyanın biz uyurken durduğunu ve annelerin hiç hasta olmayacağını sanıyordum. İlk teorim bir teneffüs arasında öğretmenimi çay içerken görmemle yerle bir oldu. İçten içe küçümsemiştim onu. Benim gibi herkes gibiydi işte. Bir motor gibi sürekli bilgi üretimi halinde olduğunu düşündüğüm öğretmenim herkes gibi acıkabiliyordu. Bu gerçekten duyduğum en saçma ikinci şeydi. Birincisi böyle bir şey düşünmüş olmamdı. Sonra üçüncü teorim yanlışlığını ispat etmeye kalkıştı. Bu saygısız girişimi tarafımca hoş karşılanmadı. Lakin dünyada pek de hoş şeyler olmuyor zaten. Annemin solgunlaşan teni, ışığını kaybeden göz bebekleri daha 9 yaşımda kaygı listemi alaşağı etmişti.

Saçma bir şekilde kızgındım anneme. Hasta olduğu için, hemen iyileşmediği için, gözündeki ışık kaybolduğu için… Geceleri uyanıp ağlayarak onu izlerken bile kızıyordum ona. Onu dünyadaki her şeyden daha çok sevip her şeyden çok ona kızıyordum. Sanırım insan en çok dengesiz oluyor.

Bütün keşkelerimi o soğuk yorgun hastane duvarlarında biriktirdim. Ağlamanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini de tam olarak burada öğrendim. Her ne kadar kızsam da bu soğukkanlı oda beni büyütmüştü. 9 yaşımda kocaman bir kızdım artık. Ve bu hayatım boyunca asla değişmeyecekti...

Yine sıçrayarak uyandığım bir gece koşarak annemle babamın odasına gittim. Yüzünü en ücra ayrıntısına kadar beynime kazımak istiyordum. Dakikalarca baktım yüzüne. Bu yüz o kadar güzeldi ki bir anlık ezberlenip hafızaya atılmayı değil, her gün her an bakılmayı hakediyordu...

Yüzünün her kıvrımını kalbimin en içinde hissettiğim bu kadını çok seviyordum. O an fark edemesemde esasen insan en çok 9 yaşında annesini kaybetmekten korkuyor…

 

 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları