Meraklı gözler dört bir yanını sardı.

Pazar yeri; penyecisi, kumaşçısı, iç çamaşırcısı… Tezgâhlarda türlü türlü mallar… Pazarcılar coşmuş “Mağazada on beş bizde beş bakmadan geçme abla,” “Üçü senden biri bizden,”… Curcunanın hemen kıyısında kocaman bir kazanın arkasında orta yaşlı bir kadın kızgın yağa delikli İzmir lokmalarını el çabukluğuyla atıyor, onlarcası aynı anda kızarıyordu. Hamuru bitirince hızla ter yüz etti lokmaları. Çoluk çocuk kazanın etrafında toplanmış maharetli kadını ilgiyle izliyordu. Kızaran lokmaların müşterileri paraları uzatıp lokmaları kapma derdindeydiler. Kadın alnından burnuna akan teri tülbendinin ucuyla silip güler yüzle lokmaları dağıtıp paraları topladı. Kalabalık dağıldı. Derin bir soluk verip taburesine oturdu. Küçük tahta para kutusunu açıp bozuklarla kâğıtları ayırdı. Sayarken yanında ki tokacı, kadına seslendi. “Şehriban, bana da bir paket yapıver.” Şehriban ağır hareketlerle kalkarken dibinde bir adam bitiverdi. Şehriban’ı omzundan dürtüp ittirdi. “Kulağın mı duymuyor kadın. Müşteri lokma istedi.” Tokacı Şehriba’nın dağdan inme kocasını görünce telaşla “Acelesi yok Mehmet efendi.” Şehriban cıvık hamur teknesine elini daldırıp bir avuç çıkardı. Delikli lokmaları kaynar yağa atarken Mehmet bir yandan söyleniyor bir yandan kutudaki paraları tomar yapıp cebine dolduruyordu. Şehriban kısık sesle mırıldandı. “Kira parası bıraksan. Ev sahibi iki aydır sıkıştırıyor.” Mehmet hiddetle “Başlatma lan kiradan. Kahveden bekliyorlar. Bundan sonra topladıklarınla verirsin.” Mehmet arkasını dönüp kalabalıkta yürürken yanından geçen kadını kızı kesiyor, Şehriban’ın dudakları titriyordu. Gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silip kazandan çıkardığı lokmaları plastik kaba koyup tokacıya verdi. Tokacı sıcak lokmayı zor tutmuş tatlı bir parçayı koparıp keyifle çiğnerken gözüne tezgâhtaki gazete sayfası ilişti. Kocaman bir fotoğraf; Siyah zemin üzerinde turuncu, sarı sanki bir yüzük… Bir ısırdığı lokmaya bir de fotoğrafa baktı. Yazıyı okudu. “Kara deliğin fotoğrafı çekildi.” Gülerek fotoğrafı Şehriban’a gösterdi. “Şehriban, senin lokmanın fotoğrafını NASA çekmiş.” Şehriban’ın dertli yüzünde zayıf bir gülümseme bir anlığına belirip kayboldu. “Kara delik de neymiş?” Tokacı bilmiş bir tavırla anlatmaya koyuldu. Şehriban’ın kulaklarında “İçine giren her şeyi yutar,” takılı kaldı. Kadınlı çocuklu bir grup kazanın etrafında toplandı. Şehriban kalkıp lokmaları kazana hızla fırlattı. Gözlerini kırpmıyordu. Kafasında “İçine giren her şeyi yutar,” dönüp duruyordu. Paraları kutuya koyarken Mehmet gelip başına dikildi. Kutuyu elinden kaptı. Şehriban son topladığı paraları çaktırmadan etek cebine sıkıştırdı. Ellerini hamur teknesine daldırıp, kazanın çeperi boyunca akıttı. Meraklı gözler dört bir yanını sardı. Cep telefonları çıkartıldı. Kocaman bir halka yaptı. Tokacıdan gazeteleri alıp yere serdi. Mehmet Şehriban’ın haline şaşırmıştı. “Görmedim sanma, cebindekileri de ver. İşim var.” Şehriban lokmayı çıkarıp gazete kâğıdının üzerine dikti. Lokmadaki delik geçebileceği kadar büyüktü. Pazarcılar, zabıta halkın arasına karıştı. Şehriban eğilip lokmaya doğru emekledi. Lokmayla burun buruna gelince durdu. Ayağa kalkıp cebinden çıkardığı paraları lokmanın diğer tarafına bıraktı. “Mehmet, para istiyordun ya.” Telefonlar üzerine dönünce Mehmet ne yapsın, eğilip emekledi. Deliğin diğer tarafında hafif esen rüzgâr paraları kıpırdatıyordu. Mehmet hızlanıp delikten geçti. Gözden kayboldu. Şehriban lokmayı bir yumrukla ikiye bölüp ağızları açık kalan kalabalığa bedava dağıttı.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunları da görmek isteyebilirsin!