Kayboluyorum parça parça geçmişimden!

BÖLÜM- 2: ÇEKİLMEZ İNSANLAR

Günün en değersiz saatinde uyanmıştı. Gözlerini devire devire Kant’ın ‘’Critique of the Pure Reason’’ isimli kitabını arıyordu. Dün gece saf bir bilginin nasıl mümkün kılınabileceğinden çok neyin saf bilgi olarak kabul edilemeyeceği üzerine yoğunlaşmıştı ancak saat sabahın dördü olduğunda gözleri ağırlaşmaya başlamış , kendini yatağına bırakmıştı. Şimdi öğle vakti güneşin ve sokakların en etkili saatinde güne başlamış olmaktan dolayı mutsuzdu. Kitabı çalışma masasında Anton Çehov’un öyküler kitabının altında buldu. Her gece yatmadan önce ‘’Çekilmez insanlar’’ isimli öyküyü okurdu. Pyort ve Shiryaev arasındaki baba-oğul savaşı, otorite - direnme savaşı, kontrol-özgürlük savaşı onun küçükken kendi ailesiyle yaşadığı sıkıntıları hatırlatıyor ve evden çekip gitmesinin ne kadar doğru bir karar olduğunu hatırlatıyordu. Böylece içini bir huzur kaplıyor. Bu rahatla hissi ile ancak uykuya dalabiliyordu. Henüz altı yaşında genç bir çocukken babasından isteği her şeyin büyük bir somurtma ve isteksizlikle karşılandığını fark ettiği andan itibaren kendini aile içinde fazlalık hissetmeye ne yaparsa yapsın evden çekip gitmeden asla kendi özgürlüğünü bulamayacağını anlamıştı. Çünkü babasının ona bakmasıyla övünmesi ve yakına sıkıla isteklerini yerine getirmesi, onun babasının kontrolü altında olduğu anlamına geliyordu. Birşey yapmadan önce onay almak zorunda kalmaktan sıkılmıştı. On sekiz yaşına geldiğinde bir ilk bahar sabahı doğum gününden bir gün sonra evden sessizce çıkıp gitmişti. Yanına birkaç kitap ve birkaç üst baş dışında birşey almamıştı. Ailesinin o sabah uyandığında neler hissedeceğini neler yapacağını umursamıyordu. Kendini asla özgür hissetmiyordu. Özgür hissetmedikçe de asla yaşayamayacağını çok iyi biliyordu. Artık özgürdü ve umursamaması gereken şeyleri umursamamayı öğrenmişti. Kendi Sentetik a priori cevaplarını arıyordu. Saf bilgiyi arıyordu. Bu uğurda ailesinden çok daha fazlasını kaybedecekti ama henüz bilmiyordu. Mutluluk ya da mutsuzluk henüz onun için önemli değildi. Bir arayış içindeydi ve. Herkes gibi arayışı sırasında anlayacaktı. Kendisinin de herkes kadar önemli olduğunu. Çünkü bulduğu cevaplar onu mutlu etmediği sürece hiçbir anlam ifade etmeyecekti onun için. Şimdilik her şeyi geride bırakmak. Kendi bilgi arayışı içinde kaybolmak, müthiş huzurlu hissettiriyordu. Mutluluk yakın görünüyordu. Bir yaprağı ya da bir kediyi sevmek gibi. Saf.. hiçbir insanda bulanamayacak. 

Belki de yıllar içinde yüzü aile fotoğraflarında silikleşecek, ismi bir süre sonra anılmamaya yemin edilecekti. En çok da bundan haz alıyordu. Bir arayışı göze aldığında insan, onun için feda ettiği her şey bir pişmanlıktan çok bir huzur kaynağı oluyordu. Hiç yoktan iyiydi. Yaşadığını hissediyordu. Bir çok insanın aksine bir amacı vardı. Sonucunun ne olduğunu bilmese de... Zaten yaşamak diye buna deniyordu...


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!



Facebook Yorumları