Yaşlı Sudenur’un koluna girdiler, küçük Sudenur’un elini tuttu genç Sudenur.
Sonsuzluğa uzanan yolda birbirlerine sıkı sıkıya sarılan, kendine çıkan yol caddesindeki diğer insanlar gibi birbirlerinin yüreklerine, en iç yanlarına sığdılar. O vakit geriye bir tek Sudenur kaldı, yaşlanmış, saçlarındaki akla hayata gülümseyen Sudenur…

Kendine Çıkan Yol Caddesi

Kendine Çıkan Yol Caddesi

Kendine Çıkan Yol Caddesi

Etraf Ana- Baba günüydü, herkes bir yana kaçıyor, kimse kimseyi görmüyordu. Küçük kız, hıçkırıklarla ağlayıp, annesini arıyordu. Kimin kime çıktığı, hangi yol ayrımında birbirine denk düştüğü belli değildi. Peki, niçin kaçıyordu bu insanlar, neden kaçıyorlardı? Küçük kız, elindeki küçük valizi yere bırakıp, nefes nefese kalmış olmanın yorgunluğuyla kaldırıma oturdu. Birdenbire yanına kendisinden biraz uzun, sarışın, yeşil gözlü bir kız oturdu. Yaşını belli ediyor, küçük kızdan büyük olduğu belli oluyordu. Birbirlerine hayretle bakmaya başlamışlardı ve gözlerini birbirlerinden alamıyorlardı.

Küçük kız’a hayretle bakan kız, bir anlık panikle yerinden kalktı.
“Ama…”

Nasıl oluyordu bu, böyle bir şeyin olması mümkün müydü, olabilir miydi?

Küçük kız’ın gözleri dolmuştu.
“Ben, ne diyeceğimi bilemiyorum. Annem’i arıyordum. İnsanlar neden bu kadar telaşlılar, anlayamıyorum.”

Adı Sudenur olan genç kız, “Ben anlamaya başlıyorum galiba” der gibi oldu, onun yerine
“Hâlâ sende duruyor değil mi?” diye sormakla yetindi.

Küçük kız, cebinden bilyeleri çıkarıp meraklı gözlerle kendisini süzen Sudenur’a uzatıp;
“Al işte, bak burada!” dedi.

Sudenur, bilyeleri alır almaz Sudenur ve adaşı olan küçük Sudenur’dan yaşça bir hayli büyük olduğu anlaşılan genç bir kadın yanlarına geldi.
Elinde taşımakta zorlandığı bir valiz vardı, kaldırıma oturdu. Buruk bir tebessümle Sudenur’ları süzdü, “Bakın bende ne var…” diyerek valizinden tonla para çıkardı.
“Bunlar var, artık sadece bunlar… Ama görüyorsunuz işte; nasılım, değişmiş miyim?”
Genç Sudenur kaldırıma oturdu tekrar, gözyaşlarını sildi, çantasından eski fotoğrafları çıkardı.
Genç kadın ve küçük Sudenur da gözyaşlarına hâkim olamadılar. Her biri geçmişlerinden bir parça bulmuştu. Peki, neydi onları bir araya getiren, üçünü de birdenbire gözyaşlarına boğan hadise, üçünün de geçmişleriyle olan bağlılıklarının sebebi neydi?

Genç kadın küçük Sudenur’a bakıp, “Değişmişim, öyle değil mi?”dedi gözyaşlarını silerken.
“Evet, kilo almışsın. Baksana ben hâlâ çok zayıfım, evlenmişsin, parmağında yüzük var”
Genç kadın acı bir tebessümle gülümseyip, başını salladı.
“Evet, evlendim. Sevdiğim adam olmasa da, yalnız kalmamak için evlendim. Bir başkasıyla evlendim. Hatırlar mısın Sudenur?” deyip genç kız’a, kendisinden 10 yaş küçük olan Sudenur’a baktı, “Çok sevmiştin onu, çok sevmiştik…” dedi.

“Sevmez olur muydum? O benim nefesimdi, elim, ayağım, gözüm, umudum; ömrümün her bir ânı, nefesimin en temiz yanı… Demek sonun böyle oldu, severken bir başkasıyla olmak…”
Küçük Sudenur yüzünü elleriyle kapatmış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
“Benim yaşımdayken sevmek daha bir başka, hayaller kurulur, o insanın kaderin olup olmayacağının düşüncesiyle yaşamadan sadece onu düşünürsün. Ona hayranlık beslersin, boyun ufak olsa bile, sana göre ulaşılmaz olsa bile sevmeye devam edersin.
Benim yaşımdayken, böyle acı değil sevmek.”

Üç adaş bir araya gelmişti. Üçü de Sudenur’du. Peki, bu insanlar niçin koşuyorlardı?

Sudenur’lar can pazarı hâline gelen caddenin kalabalıklığının dinmesiyle birlikte insanların orada bulunma nedenlerinin ne olduğunu anlamaya başladılar.
Her biri kendine çıkıyordu, her bir insan geçmişiyle, çocukluğuyla, genç kızlığıyla, delikanlılığıyla, yetişkinliğiyle ve yaşlılığıyla karşılaşıyordu. O cadde kendine çıkan yol caddesiydi.
Çocukluğunun bilyesiyle, genç kızlığının hatıra dolu fotoğraflarıyla ve yetişkinliğinin acı dolu bir aşkla ödenen faturasıyla, istenmeyen/ sevilmeyen biriyle yapılan evliliğin mücadele
edilmesi ile boy gösteriyordu.

Çevrelerindeki, kendine çıkan yol caddesindeki diğer insanları seyretmeye koyuldukları anda bastonuna tutuna tutuna yürüyen çok yaşlı, kısa boylu, ufak tefek, gözleriyle ve bakışlarıyla kim olduğunu belli ettiren bir kadın geldi. Yaşlı Sudenurdu bu. Yaşlılığıyla oradaydı şimdi.
Çocuk hâline, küçük Sudenur’a sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Bastonu düştü elinden sarılırken.
“Seni nasıl da özlemişim bilemezsin”
Onun da çıkardığı tek bir eşyası vardı. Sevdiği adama yazdığı mektup… Hiç göndermemişti, sadece yazmıştı. Mektup eline ulaşsa da, okusa da onu anlamayacağını biliyordu çünkü.
“Bakın, bende de sadece bu mektup var, geçerli olur mu?” 

Gençliği; genç Sudenur atıldı hemen.
“Geçerli olmaz olur mu? Ulaşamadığın birini sevmenin en genç hâlini ben yaşadım. Gençliğim gitti ve şimdi, yaş almış, yaşlı hâlimle karşımdayım. Aynaya bakınca bile anlamıyormuş insan yaşlandığını, ancak bu şekilde çıkabiliyormuş gerçekler.
Böyle yüzleşebiliyormuş insan kendisiyle.”

Genç kadın, Sudenur’un orta yaşlı hâli araya girdi.
“Gelin, bir önerim var, seveceksek de öleceksek de beraber ölelim, hepimiz bir bütün olalım. Yaşlıyken de, çocukken de, gençken de ve benim yaşımdayken, şu hâldeyken de birbirimizden hiç vazgeçmeyelim. Çocukluğumuzu yaşayalım, arada sırada genç olalım. Kaybetmeyelim kendimizi bütünüyle, var mısınız?” 

Yaşlı Sudenur: “Ömrüm yettiğince varım” dedi.

Küçük Sudenur, genç kızın elinden bilyeleri hızlıca kapıp, “Bilyelerimin üstüne yemin ederim varım” dedi ve ilk kez içten gülümsedi.

Genç kız, Sudenur’un gençliği konuştu:
“Çocukluğumun, gençliğimin her bir karesini taşıyan şu fotoğrafların üzerine yemin ederim” dedi.

Yaşlı Sudenur’un koluna girdiler, küçük Sudenur’un elini tuttu genç Sudenur.
Sonsuzluğa uzanan yolda birbirlerine sıkı sıkıya sarılan, kendine çıkan yol caddesindeki diğer insanlar gibi birbirlerinin yüreklerine, en iç yanlarına sığdılar. O vakit geriye bir tek Sudenur kaldı, yaşlanmış, saçlarındaki akla hayata gülümseyen Sudenur…

“Anne” dedi, “Bana verdiğin gençlik iksirini; hayatı seveceğim. Kaç yaşında olursam olayım, ömrümün son günlerine dek kendimden vazgeçmeyeceğim. Hep genç, hep çocuk, hep canlı olacağım.”

Bastonunu sıkı sıkıya tuttu, birdenbire gözlerini açtı, hepsi düşün içinde kendine misafir çıktığı bir rüyaydı. Lâkin ders veren, kendini adam eden, kendine çıkan yol caddesinde umutlarını bulmak isteyen her insanın rüyası gibi, sımsıcak, gözyaşı ve mutluluk dolu bir rüyaydı. 

Fotoğraf albümünü aldı, tek tek baktı geçmiş yıllara. Sardı, kucakladı, derin bir iç çekerek karanlığa gömüldü, sonsuz bir uykuya daldı…

Dilara AKSOY 


interactive connection






pratik edebiyat el kitabı



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları