Dünyayı saran Mülteci Sorunu'na farklı bir bakış...

...

...

  Fransa’nın kalbi Paris’te meydana gelen saldırıların ardından “Terör”kavramını sonuçları itibarıyla halen devam eden Mülteci Sorunu penceresinden irdelemekte fayda var. Konu; her ne kadar emperyal güçlerin savaş alanından kaçan insan topluluklar ıolarak gözükse de ardında pek çok sosyo psikolojik nedenleri de barındırmakta. Yurtlarını terkeden kalabalıkların umutsuz bekleyişleri , yerini büyük bir ümitsizlik ve yeni arayışlara bırakmış gözüküyor.

Bu durumda dikkat çekici olan nokta ise; kendilerini değişik mezhep ve ırklardan olsa da belirli bir dine mensup sayan mültecilerin bazı zengin Ortadoğu ülkelerine iltica etmek yerine ayrı din ve etnik grupların yaşadığı Avrupa ve Amerika ülkelerini hedef olarak seçmeleridir. Söz kunusu ülkelerin vatandaşlarının İslam dinine mensup olmalarına ve yapılan anketlerde gözüken Batı Karşıtlığı’na rağmen, Ortadoğu’nun zengin Katar-Bahreyn-Kuveyt-Suudi Arabistan gibi ülkelerine gitmek varken Avrupa ve Birleşik Amerika’yı tercih etme sebeplerinin salt ekonomik nedenler ile açıklanmaya çalışılması büyük bir çelişki yaratmaktadır. Akla gelen diğer nedenin Demokratik yapı farkı olduğu düşünüldüğünde ise konuya dair bir çok soru arka arkaya sıralanabilir:

Mülteciler niçin birbiri ardına kapatılan sınırlar arasında adeta bir labirent gibi dolaşmayı göze alarak Avrupa yollarında hala umut aramaktadırlar? Sosyoekonomik sebepler bu durumu açıklamaya yetebilir mi? Yoksa demokratik sistem içinde özgürlük peşinde koşan bilinçli kalabalıklar mı bunlar? Sihirli sözcük Refah’ın altında yatan gerçek sebebin iyi bir eğitim, sosyal gelişmişlik ve özgürlüklerden geldiğini idrak edebilmiş gruplar mı? Sanmıyorum. Son 400 yıldır dünyada hakim olan Batı Medeniyeti’nin ulaştığı düzeylere İslam ve Doğu Medeniyetlerinin yaklaşamamış olmasıdır. O kadar…

Bu yüzden 1600’lerde ulusumuzun bıraktığı akılcı ve bilimsel düşünce ile yoğurulmuş Türk-İslam Medeniyeti günlerine zaman kaybetmeden düşünce sistemimizde gerekli reformları yaparak dönülmesinde fayda olacaktır. Bu konuda ihtiyaç duyacağımız başlangıç, 90 yıl önce ulusal öderimiz ATATÜRK’ün eliyle çoktan yapılmış bulunuyor. Bize düşen, Batı’nın Rönesans anlayışını hayatın her alanında özgün değerler oluşturabilmek adına uygulamaya koymak ve medeniyetimizin bir parçası yapmaktır. Batı’yı geçene kadar veya daha iyisini oluşturana kadar Doğu-İslam Medeniyetlerinin bu bilince kavuşmasında büyük yarar var. Bu yazıda çelişmeyen tek gerçeğin ise; ülkemizdeki mültecilerin kendilerini, geldikleri demokrasi fakiri diyarlardan daha özgür ve biraz da olsa geleceklerini görebilmeleri olsa gerektir. Ki, bu da yakın geçmişimize göre bizim için artı bir değerdir. (2016)


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları