Kim olduğunu bilmeden, kimseye bir değer biçemezsin!

      Gözümü açtığımda iğrenç bir odanın içinde olduğumu anlamıştım. Öyle keskin bir pislik kokusu hakimdi ki odaya, ilk olarak tuvaletin yerini kestirmeye çalıştım. Midem ağzımdaydı. Bütün gece içtiğim onca alkol beş saniyede bedenimi terk edicekti sanki. Tuvaletin yerini anlayınca biraz olsun rahatladım. Yakındı yattığım yere. Sağ tarafıma doğru döndüğümde yanımda yatan kadını farkettim. Saçları yüzünü kapatmıştı. Kim olduğunu hatırlamaya çalışıyordum. Bir yandan da kim olduğunu bilmemek hoşuma gidiyordu. Kalktım. Donumu giydim. Tuvalete gittim. Kusmaya çalıştım. Olmadı. Tekrar. Yok!olacak gibi değil. Yüzümü yıkadım. Dağılmış saçlarımı su ile geriye tarayıp düzelttim. Garip bir şekilde kendimi çok iyi hissediyordum. Genelde böyle gecelerden sonra iğrenç bir pişmanlık üzerine oturur ve bütün gün boyunca yataktan çıkmama engel olurdu. Belkide geceye dair doğru düzgün hiçbir şey hatırlamam kendimi pişman hissetmemi de engelliyordu. Genelde çoğu şeyi hatırlardım ancak alkolün etkisiyle o an mantıklı gelen hareket, sabahına iğrenç bir pişmanlık hissiyle beni esir ederdi. Bu sefer öyle değildi. Tuvaletten çıktım. Yatağa geri döndüm. Yanımda yatan kadını uyandırmak istemedim. Bir sigara yaktım. Kim olduğuyla hiç ilgilenmiyordum. Kimsenin kim olduğu ve ne yaptığıyla hiç ilgilenmiyordum aslında. Henüz daha onaltı yaşlarında bir çocukken de ilgilenmiyordum kimsenin ne yaptığıyla. Neler ürettikleriyle ilgileniyordum. Yazarların, ressamların, müzisyenlerin ürettikleriyle ilgileniyordum. Kim oldukları hiç umrumda değildi. Kimseyi tanımak istemiyordum. Nelerle var oldukları da ilgimi çekmiyordu. Sadece soyut veya somut ne ürettikleriyle ilgileniyordum. Genelde ilgi radarımda olan insanlar Louise Ferdinand Celine, Genet, Bourdie, Foucault, Nietzsche, Mahler, Mozart, Radiohead, Queen, Charles Manson; Ted Kazynscky,  Zizek, Aileen , Spinoza, Dostoyevski, Stone Roses, John Fante, Monet, Dali, Gordard ve benzeri insanlardı. Ne veya kim olduğundan çok, ne yaptığınla ilgileniyordum. Ne yapacak potansiyelinin olduğuyla. Bu yüzden bu tarz insanlar dışında kimseyi çok fazla tanımak istemiyordum. Bu yüzden sadece yaşımın gerekliliklerini yerine getirecek kadar insanla birlikte oldum. Geçtim. Zamanı geçirdim. Birilerini geçirdim. Saymadım. İnsanları olduğu gibi kabul ettim. Geçtim gittim yanlarından. Bir ara bu dünyada benden fazla her şeyden vazgeçebilecek biri daha var mı diye düşündüm. Aradım. Araştırdım. Sonuçsuz bıraktım bunu da. Devam ettim. Nefes almaya…

Aklım karma karışık. Adaptasyon problemi çekiyorum. Bunu bana çok küçük yaşlarda gittiğim bir doktor söylemişti. Adaptasyon! Aptalca bir kelime. Adapte olunacak bir şey yokken üstelik hemde. Neye adaptasyon? Sürekli kendini değiştiren ama içinde bulunduğu ekonomik yapıyı asla değiştirmeyen bir popülasyona mı? Etlerini yola yola en üste çıkmaya çalışan bir insanlık. Adaptasyon sağlamaya zaten mümkün olmayan bir biyolojik kalıntının eseriyim ben. Atalarım benden önce böyle bir yapının içinde yaşamıyorlardı. Biyolojik kodlarımız buna müsade etmiyor. Buna ancak çıkarlarımız ve psikolojilerimiz müsade ediyor. Vicdanımızın ve aç gözlülüğümüzün verdiği izin kadar insanız toplumda hepimiz. Bu yüzden ben yani ilk insandan kalan son insan parçası. Son et parçası. Yaşamaya çalışıyorum aranızda. Yaşamak temel anlamında bir nevi nefes almaktı aslında. Bu yüzden türedi ‘’ nefes alıyorsak umut vardır’’ türü laflar. Ancak artık yaşadığımız hayatın nefes almakla bir alakası yok. Daha çok nefes vermekle bir alakası var. Son nefesi vermekle… Başaramazsan yaşamayı bu hayatla, başarısızsan eğer bu hayat için ; son nefesini verme zamanı geldi demektir. Bu kadar basit. Aslında hala aynı barbarlık. Aynı sistem devam ediyor. Kralın hoşuna gitmeyen davranışı sergilersen kelleni alırlar. Şimdi ise bunu sana kendi kendine yapma fırsatı sunmaya liberalizm diyorlar. Özgürlük diyorlar. Kendini öldürme yöntemini kendin seçebildiğin, tek değil bir çok krallı bir yönetim sistemi içinde yaşıyoruz. Mümkün değil başka türlüsü onlar için. Kimse için. Ama çıktığın zaman kabuğundan yeniden bir şeyleri başlatacak kadar cesursan en azından düşünecek kadar dahi cesursan bir şeyler olabiliyor. Ufakta olsa bir şeyler değişebiliyor. Sigaramın son külü üzerime düşünce. Tüm bu düşünce öbeklerinden sıyrıldım. Külü üstümden silkelemek için yaptığım hareketler, yanımda yatan kadını uyandırdı. ‘’ Günaydın’’ diyerek gülümsedi bana. ‘’günaydın. İyi uyudun ‘’ dedim. Yüzümde gülümseme var mı yok mu emin değildim ama gülüyordum sanırım. Çünkü o da utangaç bir kahkaha attı. Bu kötüydü. Benden hoşlandığı anlamına geliyordu. Henüz onun adını bile bilmiyordum oysaki.


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!



Facebook Yorumları