TARİHİ BİR BİLİM KURGU ÖYKÜSÜ...

Yıl 2053.Acının başkenti Kudüs şehrinin kutsal mekanlarından birinin yüz metre altındaki özel sığınakta iki bilim adamı birbirlerine endişeli gözlerle bakmaktaydılar. Yüz elli yıldır dillerde dolaşan masonların gezegene hakim olacağı söylentileri gerçeğe dönüşmüş ve hangi laboratuvarda üretildiği bilinmeyen bir virüs salgını, insanlığı yok etme aşamasına getirmişti.Dünya nüfusu, aniden gelen salgınla trajik biçimde sekiz milyar’dan beşyüz milyonlara düşmüştü. Ancak bu virüsün uzay araştırmalarında denenmiş bir versiyonu, ilahi bir tepkimeye yol açmış ve tasarladıkları tüm panzehirler etkisiz kalmıştı. Virüsün hava yoluyla kontrollü rüzgarlarla belli bölgelere yayılması ve acısız bir son sonrası özel alaşımlı uçaklarla panzehir atılıp normale dönüşme planı aksayınca, bugünlere gelinmişti.Bir ay önce yaşanan bu saldırı kalan beşyüz milyonun büyük bölümünün ölümüne neden olmuştu. Şimdilerde özel sığınaklarda saklanabilen bir kaç koloniden başka hayat belirtisine rastlanmıyordu.Kolonilerde kalan su kaynaklarından üretilen havanın da tükenmek üzere oluşuyla bilinen hayat sona ermek üzereydi.

“Ne kadar kaldı?” dedi Dr.Solomon arkadaşına. Dr.Jacob önündeki cihazlara bakıp usulca cevap verdi: ”Yirmi gün”.İki ay önce gelen bir mesajla, araştırmalarında kullandıkları sığınağa girip olan biteni önlerindeki ekrandan seyretmişler, bu trajedinin sonundaysa soran gözlerle birbirlerine bakmışlardı: ”Ne yapacağız?”.

Kolonideki insanları, gerek meraklarından dışarıya çıkıp yok olmaları gerekse aralarında çıkan isyanla kaybetmişlerdi.Bir ay önce yüzelli kişiyi barındıran kolonide sadece dört kişi kalmışlardı. Diğerleri Dr. Jacob’un arkadaşı Agop Usta ve aynı zamanda doktorun asistanı olan kızı Aslin’di.

Dr.Solomon iç geçirip çok değerli suyla yaptığı yarım kahvesini yudumladı. Dr.Jacob ona baktı:”Kıyamet buymuş demek”.Aslin,”Üzülmeyin doktor,bir çare bulursunuz”dedi. Aynı zamanda zanaatkar olan Agop sırıttı:”Kızım kader buymuş”.Dr.Jacob bir yandan önündeki aletleri kurcalarken diğer yandan da laf yetiştiriyordu:”Kader yoktur.Varsa bile değiştirebiliriz”. Solomon eline geçirdiği eski bir kitaba dalmış, kimi zaman hüzünle kimi zaman fal taşı gibi gözlerle onu incelerken aniden dönüp,”Eskiler ne güzelmiş.Baksana onaltıncı yüzyıla! Dünya bizim oldu da ne oldu?” dedi. “Ne varmış o yüzyılda?” diye sordu Agop. “Bizimkiler Engizisyondan kaçarak Osmanlılar’a sığınıp gayet mesut yaşamışlar” diye cevap verdi Solomon. “Osmanlı”dedi Agop:”Bizimkilerin sonu fena oldu”. ”Her savaşta oldu öyle şeyler” diye ekledi Solomon. Birden aklına müthiş bir fikir gelmişcesine Dr.Jacob çığlık çığlığa sordu.:”Ne dediniz siz? Evet, buldum işte”.

Solomon, Agop usta ve Aslin heyecanla içlerindeki en zeki adama baktılar. Çocuklar gibi şen halde Solomon’un elindeki kitabı karıştırmaya başlayan Dr.Jacob bir yandan da bilgisayarda bir şeyler yapıyordu. Aslin’e dönerek onaltıncı yüzyıl Osmanlılar hakkında eldeki tüm bilgileri derlemesini istedi. Sonra Solomon ve Agop’a dönerek, ”Baylar! İnsanlığın bilimde gelişimi son dörtyüz yılda olmuştur. Ve biz kontrolsüz gelişimle bugünlere geldik. Babaanem büyük dedemin onaltıncı yüzyılda yazdığı notları bana küçükken okurdu”dedi. “Ne vardı notlarda?”dedi bulduğu fikir artık onu heyecanlandırmayan Dr.Solomon. “Osmanlı o döneme kadar hiçbir millete ayrımcılık yapmamış ve bu yolla pekçok yeri tek kurşun atmadan almış.Ta ki Kanuni adlı sultanın son döneminde oluşan sekülarizme kadar. Çöküş de başlamış o zaman” diye cevapladı Dr.Jacob.Aslin’in getirdiği belgeleri inceleyen ve ciddi olduğu zamanlardaki gibi ellerini önünde birleştiren Dr.Jacob devam etti:”Beyler! Tarihe müdahale edip bir zaman atlaması yapacağız. Tahminlerim doğruysa kurtuluş şansımız olabilir”. Hiçbir şey anlamayan ötekiler Jacob’un süratına bakarken o çoktan Hindistan kolonisi’yle bağlantıya geçmişti bile:”Tünaydın Dr.Şahman. Sanırım bir fikrim var. Size danışmak istedim. On yıl önce Amerika’da üzerinde çalıştığımız objelerin yer değiştirmesiyle ilgili projeyi hatırladınız değil mi?”.“Evet.Hatta prototipi sizde olacak” diye cevap verdi Şahman. Gülümseyerek tekrarladı Dr.Jacob:”Doğru.Geçmişe bir mesaj göndermemde yardım edeceksiniz doktor”. Hintli olanı şaşkınlıkla sordu: ”Ne mesajı?”.

Osmanlı tarihinin hüzünlü olaylarından başında gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlunu boğdurması, pekçok tarihçiye göre kırılma noktalarından birisidir.Lalasının deyimiyle, geleceği parlak olan bu şehzade yaşasaydı, tarihin ne şekilde değişeceği bilinmezliğini hala korumaktadır. İşte Amerika’da bir bilim kongresinde Dr.Jacob’a Dr.Şahman tarafından sohbet esnasında söylenen bu bilgiler, bir anda kurtuluş umudu haline gelivermişti. Bilim, organik olmayan objelerin yer değiştirmesini başaralı on yılı geçmiş ve bu ekibin de başında Dr.Jacob bulunmuştu. Ruslarla yaptıkları ortak deneylerde ise geçmişe bir tür zaman atlamasıyla nesneler yollanmış ve Dr.Jacob kıyamet olmasa, bu projelerin de başında bulunmaktaydı. Hatta bilim adamları ve hükümet görevlileri arasında tarihe müdahale konusunda yaşanan hararetli tartışmalar doktorun aklından hiç çıkmamıştı. Söz konusu prototipi devre dışı bırakıp projenin sona ermesini sağlayan ve bu konuda Dr.Şahman’ı yanın çeken de oydu.

Dr.Jacob Hintli dostundan Avrupa ve Çin’deki iki koloninin yok olduğunu duyunca üzülerek sordu:”Sizin gölden dolayı su kaynağınız çok.Ne kadar dayanabilirsiniz doktor?”. “Çoğu buharlaşıyor. En iyimser tahminle altı ay” dedi Dr.Şahman. Önüne bakan doktor konuya girdi:” Dostum, prototip bende. Rusya ve Türkiye’deki koloniler aktif şu an. Seninle çok kez tartıştığımız gibi,modern bilimin öncesine gitmemiz gerekiyor. Teklifim, senin ve diğer kolonilerin yardımıyla geçmişe bir mesaj göndereceğiz. Mesajı onaltıncı yüzyılın kırılma anı olan Şehzade Mustafa’ya yollayacağız. Eğer babasının yanına gitmeyip yaşarsa tarihte büyük değişiklikler olacaktır. Bugünleri başımıza getiren o malum örgüt te o zaman kurulmuş biliyorsun. Mustafa denildiği gibiyse, Avrupa ve yeni kıta Amerika’yı ele geçirecek,bambaşka bir dönem açılacaktır. Türklere özgü hoşgörü ve kontrolle. Ne dersin?”. Duyduklarıyla heyecana kapılan Dr.Şahman başıyla onayladı: ”Arkanızdayım doktor. Rusya’yla irtibatınız nasıl? Onlardaki makineyi kullanabilecek misiniz?”.“Orasını bana bırakın. Üç-dört koloni ortak bu işi yapabiliriz. Fakat Türkiye’de Şehzadenin öldüğü bölgenin ve sarayının koordinatlarını tam olarak hesaplamamız gerekiyor. Sizin kardeşiniz tarihçiydi değil mi?” diye cevap verdi Dr.Jacob.Yardımcısına danışan Dr. Şahman,”Türkiye Sapanca Gölü’ndeki kolonide tarih profesörü mevcutmuş. Adı Mehmet. Ayrıca Rusya ve Amerika’daki koloniler onaylamış sizi doktor” dedi. Aynı anda Türkiye’deki koloniden Dr.Mehmet ortak ekranda belirdi:”Merhaba. Öncelikle fikir için sizleri tebrik ederim. Dünyanın kurtuluşunun tarhimizden çıkması gurur verici. Şunu söylemek isterim ki, Şehzade babasını çok severdi ve boğdurulacağı kendisine söylendiğinde asla inanmadı. Bu durumda mesaj inandırıcı bir şekilde güvendiği adamı Taşlıcalı Yahya’ya yollanmalı, o ikna edilmeli”. “Haklısınız. Nasıl yapalım?” dedi Dr.Jacob. Çenesini sıvazlayan Dr.Mehmet,”Bugün bırakın düşüneyim” dedi. “Tamam” demişti diğerleri.

Ertesi hafta Rusya’daki zaman makinesi ve İsrail Kudüs’te objeleri yer değiştirebilen alet ile DrMehmet ve Dr.Solomon’un titiz hesaplamalarıyla önemli mesaj, beşyüz yıl önce 1553’e, Osmanlı ordusu daha hareket etmeden Şehzade’nin sarayına yollandı. Mesaj, ortak kararla Taşlıcalı’nın sonradan Şehzade hakkında yazdığı methiye ve sonuna Agop Usta tarafından eklenen Osmanlıca el yazısı metinle birlikte ulaştırıldı.

Sabah uyandıklarında tepede güneş vardı ve birisi tıslayarak dikiliyordu: ”Baylar, Kudüs Kutsal Mekan Birinci Bölge Mustafa Kemal Taburu'ndan Sultan İkinci Vahdettin’in özel temsilcisi Komiser Mehmet ben. Lütfen kendinizi tanıtın”. Şaşkınlıkla etrafa bakınan dörtlüden kendine gelen Dr.Jacob oldu:” Ben ve arkadaşımın ismi Yakup, bu Süleyman ve diğeri Aslı”.


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları