Yandığını anladığında bazen geç olur.

7 yaşındaydım taşındığımızda. Daha küçük bir evden küçük bir eve geçiyorduk. Salona bir yeşil kanepe taşıdı amcamla babam, açılan bir kanepe. Gelecek bir kaç yıl kız kardeşimle ikimiz yatacaktık o yatakta. Henüz 5,5 yaşında olan bir kızın nasıl tekmeler atabildiğine şaşırmıştım. Birde soba vardı evde. Türün son örneği bir soba. Sobanın önüne asılan bir demirlik vardı soba sıcakken dokunup kimse kendisini yakmasın diye.

Lakin dahiyane bir fikirle babam o demiri sökmüştü "bir musibet bin nasihata bedeldir" sözünü herhalde içselleştirmişti. Ama hakkını yememeliyim "dokunmayın yanarsınız" uyarısını yapmıştı.

Henüz yaşım 7 merak sardı beni, ne kadar acırdı yanmak? Babamın çakmağı kadar mıydı?

İkisi de ateş ikisi de aynı yakmalı diye mantık kuruyordum kafamda. Sıcak su ile yanmıştım ondan çok muydu acaba? Suyu da ateş ısıtmıyor mu? Sobanın demiri de ayni yakmalıydı değil mi?

Merak sarmıştı kafamı bilmek istiyordum delilik seviyesinde istiyordum. Öğrenmenin başka yolu yoktu dokunacaktım yanarken sobaya. Sadece bir saniye dokunup çekilecektim sadece bir saniye. Bir saniye içinde insan derisi yanar mıydı?

Parmaklarım arasında bir seçim yaptım. Sol serçe parmağımda karar kıldım. Bir soğuk kış akşamı, babam kahvehanede, kemik kadro kardeşim annem ben oturuyoruz evde. Kız kardeşim erkenden sızdı, artık sadece annemin mutfağa uzun sürecek bir iş için gitmesini beklemeliydim. Çay almaya kalkıyordu fakat o vakit yetmezdi, bana sonrasında göz yaşlarımı silecek ve parmağımı suya tutacak vakit lazımdı. Yalandan acıktım dedim, annem şaşırdı "bu saatte mi?" dedi ama annemi biliyordum kıyamazdı gece 3 de yemek istesem bile uykusundan kalkar hazırlardı. Mutfağa gitti ve o büyük an gelmişti. Sanki yeni bir gezegen keşfedecektim. Acıdan da korkuyordum ama ne kadar sıcak olduğunu bilmeliydim bilinmez olarak kalması beni deli ediyordu.

Sobanın yanına bağdaş kurdum oturdum, bir kimya deneyi yapacakmış gibi kollarımı bağladım. Serçe parmağım titriyordu ama vaktim de azalıyordu. Annem mutfaktan yanına ne içersin diye soruyordu tahminen 5 dk'ya gelecekti. Cesaretimi topladım ve serçe parmağımı sobaya uzattım. Ucu değdiği an korku ile geri çektim. Bir şey hissetmemiştim, korkaklığımdan kısa tutmuştum süreyi. Kendime ölesiye sinirlendim, öyle sinirlendim ki sinirim korkumu unutturdu ve tereddüt etmeden bir daha dokundum sobaya parmağımın ucuyla.

Bu defa daha uzun tuttum süreyi ince bir sızı hissedene kadar. O an çektim parmağımı, çok hafif bir acıydı beklediğimin çok altında. Neredeyse hayal kırıklığına uğrayacakken parmağımdaki acının diğer acılar gibi azalmadığını aksine git gide arttığını hissettim. Artıyordu acı inanılmaz artıyordu. Nasıl olurdu parmağımı en ufak sızıda çekmiştim sobadan nasıl olur da acısı artardı. Lavaboya koştum soğuk suyu açtım parmağımı altına tuttum. Kış günü hep olduğu gibi su buz gibi akıyordu ama yinede sönmüyordu acısı git gide artıyordu. Içeriden annem sesleniyordu yemeğin hazır gel diye. Bir süre sonra acısı artmadı daha ve soğuk yeni yeni fayda ediyordu. Şüphe uyandırmasın diye yüzümü yıkadım göz yaşlarımı sildim.

Parmağımın ucu yanmıştı bir iki yıl bir şey hissetmedim parmak ucumda.

O yaşlarda anlamamıştım aklım ermemişti bugün daha iyi anlıyorum.

Ateş böyle bir şeydi sen o ufak sızıyı hissedene kadar yanmıştın bile. Acısı çok sonra geliyor değiyor yüreğine. Acımaya başladığı an bırakırım dersin ama acıyana kadar küle dönmüştür kalbin. Yalnız kalmam dersin ama en kalabalık ortamlarda yalnız kalmışsındır bile. Delirmem ben dediğinde en büyük deli sensindir bile. En mutlu anında başlamıştır ömrünün en üzgün evresi.

Bağlanmam dediğinde çoktan aşıksındır bile.

Hayat böyledir yakıp yok edene kadar acısını hissettirmez sana.

Onu küle dönünce anlarsın.


Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!



Facebook Yorumları