Kısa hikaye tadında...

...

...

Bana kalsa mahallemi terk etmezdim. Her an düşecekmiş hissi veren sarkıt kiremitleri, evlerin gözlerinden uzanan ve etrafa gülücükler fırlatan kızların meraklarıyla zorladığı limitleri. İçimizi kabartan, bölge bölge döşenmiş arnavut kaldırımları ve dahi sonradan bir yama gibi eklemlenmiş soğuk parke taşları...

Kaybolan meyve ağaçları ile çevrili bahçeleriyle adeta bir orman havasına dönmüş o görüntülerin yerinde bir acur gibi beton demetleri sıralı artık. İnsan; ister istemez geçmişin el değmemiş, duru hayatının hayalini dahi kuramaz o küçük kazalarla yaralanmış araçlarla dolu, bahçe niyetine dar otoparkları görünce. Sadece geçmişi mi? Gelişme adına yapılan kör olası dönüşümler insana geleceğe dair karamsarlıktan başka ne verebilir? O çeşmebaşı gülücükler, imece birliktelikler ve tüysüz ahlak anlayışları olmadan gerçek aşklar da olamaz. Düşünceler materyalist, ilişkiler çıkarcı ve para tanrı olunca her şey fazlasıyla statik olmuş buralarda. İnsan kendisi ile kavga bile edemez artık o hiç kullanılmayan şömineler ve göya gotik sütunlu salonlarda...

Mahallenin son mohikanı Makbule teyzeyi şairin deyişiyle sessiz gemisine bindirmek için geldiğim şu anda, ortamın kasvetine aykırı olsa da hafifçe gülümseyerek "İyi ki gitmişim" diye hayıflanabiliyorum. Yoksa dayanmazdı bu yürek, gökleri delinmiş ,süsleri benzer o çirkin yapılara. Her şeyi aynı kalmış ve huzur duyduğunuz tek yerin camiden sonra gidilen mezarlık olduğunu fark ettiğinizde ise duygularınızı elinizde görüverirsiniz: Bir damla yaş ve kuru yalnızlık...(2017)


interactive connection



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları